........KARDELEN..............Ey Muhammed Ey Can Nadide Gülüm, Sen Yoksan Neylerki Dünyada Ölüm.

  • 23/4/2009 - Ey Yolcu............!!!!!!!!


  •  

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 23/4/2009 - Burası Onkoloji...(3)...Eyyy Hayat Senmi Bu Kadar Acımasızsın Yoksa İnsanlarmı?.......
  • Kategori: Oyku-deneme

           Burası Onkoloji  3

           Saat gecenin üçü uyku tutmuyor içimde bir sıkıntı pencereyi açıp biraz hava almak istiyorum. Odanın penceresi hastanenin giriş kapısına bakıyor. Pencereyi açtığımda yüzüme sert ve soğuk bir hava çarpıyor. Dışarı da sigara içmeye inmiş pek çok refakatçinin içinde kapı önünde konuşan iki genç kız dikkatimi çekiyor.
    .......Emine ben bu kadar güçlümüymüşüm? Annem kendine geldiğinde hemen babamı, ablamı ve kardeşlerimi bana emanet ediyor. Hepside darmadağın oldular annemin acılarına dayanamıyorlar. Ya ben taş mıyım Emine taş mıyım. Annemin bakımı, ailemi teselli, birde içimde kopan fırtınalar. Beni kim teselli edecek Emine? Annem gözlerimin önünde eriyip gidiyor artık ağrılarını morfin bile on onbeş dakika dindirebiliyor arkasından yine içimi paralayan manzara. Ben annemin bunca çektiği ağrılara nasıl dayanıyorum Emine . Normal hayatta annem uyuduğunda bile nefesine bakardım aklım giderdi bir şey olacak diye şimdiyse bazen morfini aldığı ilk dakikalarda biraz daldığında " Rabbim ne olur annem hayatım boyunca böyle uyusun ağrı çekmeyecekse hiç uyanmasın razıyım yeter ki sıcak elleri ellerimde olsun ve ben hayatım boyunca başında oturayım" diyorum morfinin etkisi geçip ağrılar şiddetlenince "Rabbim annemin acılarına dayanamıyorum eğer ölüm onun ağrılarını dindirecekse onu al yanına diyorum" Bunu söyleyebildiğime inanabiliyor musun Emine inanabiliyor musun.  Doktorlar her şeye hazır olun diyorlar. Küçük kardeşime ben bu cümlenin ne anlama geldiğini hangi dille anlatabilirim Emine.Ölüme nasıl hazır olunur ki,  ne olur bir şey söyle Emine?
    .......Ahhh arkadaşım keşke seni teselli edecek kelimelerim olsaydı önce kendime söylerdim o sözleri, sabretmekten başka bildiğim bir şey yok ki........
    İki refakatçinin gözyaşları içinde yaptıkları konuşma beni daha da kötü ediyor pencereyi kapatıyorum. Sanki duvarlar üzerime üzerime geliyor kendimi koridora atıyorum. Koridordaki banklarda Hastaları uyuyan refakatçiler oturmuş fısıltıyla dertleşiyorlar....
    .......Ayşe biz dün yine yoğun bakımdaydık bu sefer inşallah oradan çıkmaz artık dedim ama kardeşim bu kadın dokuz canlı değil doksan dokuz canlı yine kefeni yırttı. üç aydır sandalye tepesinde insanlık halim kalmadı bu kadın beni öldürecek kendisi yürüyerek gidecek…… Şaşkınlıkla dinledikten sonra soruyorum... Siz hastanın nesi oluyorsunuz? Geliniyim diyor. tahmin etmeliydim deyip devam ediyorum, "Peygamberimiz;  siz yerdekilere merhamet edin ki gökte ki de size merhamet etsin" buyuruyor iki gün sonra sizde o yatağa düşebilirsiniz değil mi?. Kadın acı acı gülümsüyor; arkadaşım Efendimiz ne güzel demiş ben bu yataga çok düştüm çocuklarım günlerce aç sefil oldu ama kayınvalidem asla ne torunlarına ne bana bakmadı, ben evimi rahatımı bozup gelemem dedi. Eşim çocuklarla benim aramda mekik dokudu işinden oldu. Kayın validem bir gün bu yatağa düşeceğini hiç aklına bile getirmedi ama gördüğünüz gibi ben yine sadece ve sadece Allah rızası için çocuklarımı ortada bırakıp üç aydır sandalye tepesinde uykusuz ona bakıyorum…İçimden kadına hak vererek; affedersiniz yargısız infaz ettim galiba diyorum. Ve bir nebze olsun faydası olur belki diye; kardeşim ne olur Allah rızası için yaptığınız şeyleri çektiğiniz sıkıntılardan dolayı isyan ederek yok etmeyin. Allah korusun o yatakta kayınvalideniz değil de kızınız yatıyor olsa ne yapardınız yine böyle söylenir miydiniz? Allah korusun diyor. İşte zorlandığınız her an deyiniz ki "Rabbim iyi ki bu yatakta yatan kızım değil sana hamdolsun, bana kolaylaştır zorlaştırma, sırf senin rızan için yaptıklarımı hatalarımdan dolayı kar suyu gibi eritip mahşerde ellerimi bomboş bırakma" deyin eminim rahatlayacaksınız.   ( daha sonraki günlerde bana teşekküre gelip, öğrettiklerinin çok faydası oldu diyor.)
             Başka bir refakatci içini çekerek devam ediyor;  Seda, senin kayınvaliden merhametsizmiş  nede olsa el dersin geçersin. Ya ben ne yapayım Aylardır başında beklediğim altından aldığım annemde senin kayınvalidenden daha zalim ve merhametsizdi. Bir kere olsun şefkatle gözlerime bakmadı saçlarımı okşamadı, beni hep iş yapan bir robot gibi kullandı. eşimden boşanıp geldiğimde asla evlenmemi istemedi çünkü kendisine hizmetçi gelmişti. Hayatınız boyunca kanınızdan biri olan anneniz tarafından hep kullanıldığınızı hissetmenin nasıl bir duygu olduğunu bilirmisiniz? Aylardır uykusuzum bitap düştüğümde anne yanına biraz uzanayım diyorum. Ben rahat edemem hayır diyor. Duvarlara yaslanarak uyuyorum bu nasıl bir vicdandır yaaa?.......... Bana dönerek siz örtülüsünüz belki bilirsiniz şimdi ben bunu burada bırakıp gitsem dindeki cezam nedir? diyor. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemiyorum. Hayatı boyunca sadece kullanılmış bir evlada nasıl bir fetva verilebilir ki. Allah sabrını artırsın kardeşim fetva nasıldır bilmem ama şundan eminim ki "Her şeye rağmen sen ona merhametle yaklaşırsan eminim ki Rabbim bu davranışının mükafatını kat kat verecektir." Allah yardımcın olsun deyip yanlarından ayrılıyorum. Annemi hatırlıyorum sağlığında hayat kaynağım dayanağım, ölümüyle yokluğum olan ciğerparem annem Rabbim en güzel nimetleriyle mükafatlandırsın diye dua ediyorum ve ne kadar şanslı bir evlat olduğum için Rabbime şükrediyorum. Odaya geçerken bakıyorum Şulenin odasının kapısı açık ve yatağında oturuyor.  Şule 24 yaşında iktisat okumuş, dünya güzeli bir kız. Son altı aydır mide ve yemek borusu şikayetleri varmış sonra kanser olduğu anlaşılmış ve dört aydır hastanede yatıyor. en ağrılı anında bile espri yapabilen kısa zamanda karşısındakini kendine bağlayan biri. Biraz espri yaparız belki rahatlarım diye odasına giriyorum;
    .......Eee gece kuşu hala uyumamışız? laptop kucağında yoksa dünya meselelerinin istatistiği nimi çıkarıyorsun?
    .......Senin Rabbin olan Benim Rabbim bugün bana uyumama ültümatonu verdi. Bütün askerlerini gönderip beni ağrı ateşine tutturdu. Yaralıyım be ablam uyku muyku hak getire...
    .......Şule'cim ağrıların hangi cihetten geliyor? senin ağrıların belli olmuyor sağ gösterip sol vuruyor biliyorsun.
    .......Bugün soldan soldan geliyorlar ablam. Önce  yüreğime bir ateş düşüyor, o ateşle ciğerlerim yanıyor, içime lavlar akıyor, ardından bütün damarlarımın lime lime koptuğunu hissediyorum. Bir alev topu gibiyim yüreğimde volkanlar patlarken nasıl uyuyayım söyle ablam nasıl?.....Şu yatağa düşeli dört ay oldu bir kere bile aramadı, oysaki ben ona dört yılımı verdim. Sevmekten başka hiçbir suçu olmayan bir insana bu nasıl bir cezadır ablam. Üniversite birdeydim beni elde edebilmek için uzun zaman koştu peşimden, beni kendisine böyle bağladıktan gençliğimin en güzel yıllarını benden aldıktan sonra ben bu ayrılığı hak edecek ne yaptım ablam? Sevgi bu kadar basit miymiş, ucuz muymuş, yoksa sevgi ve vefa diye bir kavram aslında hiç yok muymuş söyle abla söyle? Ben sevgimle onda hayat bulmaya çalışırken, o beni yüzüstü bırakıp benim hayatımı söndürdü. Önce mide krampları sonra reflü ardından dayanılmaz ağrılar kısa sürede şu geldiğim noktaya bakar mısın abla. Hasta olduğumu anlar anlamaz  tamamen yok olup gitti hayatımdan. Beni terk etmek için ölümümü bekleyemez miydi? dört yılın hiç mi hatırı yoktu kendine yeni bir hayat kurmak için bu kadar yakın olan ölümümü bekleyemez miydi? Beni anlamanı beklemiyorum sen hayatında hiç bu kadar VEFASIZ, UMARSIZ, VİCDANSIZ, ve  BENCİL BİRİNİ tanımamışsın dırki abla. ....
             Şule’ye ne diyeceğimi bilemiyorum, seni bu hale getirenden daha VEFASIZ daha VİCDANSIZ  daha UMARSIZlar var desem, pek çok kişide seninle aynı kaderi paylaşıyor desem  Şulenin acıları dinmeyecekti. Zira kimsesin acısı kimse için teselli olmuyor. Şule bitkin bir halde yatağa düşüyor  saçlarını okşuyorum gözyaşlarım onun gözyaşlarına karışıyor. Bütün acılarına bir teselli bekler gibi bakıyor gözlerime.  Kendimi çok aciz hissediyorum, nedennnn nedennn neden çığlıkları yükseliyor içimde. Şulenin kucağındaki laptopu çekip alıyorum.
    .......Şule bu laptopu kafanda kırsam sonrada gidip tüm vefasızları kurşuna dizsem her şey yoluna girecek sanırım. Defalarca kez anıların içinde dolaşma diyorum ama sen alıyorsun laptopu kucağına, mektuplar yazılar şiirler resimler arasında mekik dokuyorsun. Kulağın telefonda gözün MSN de. Değer mi Şuleeee senin bu halde olduğunu bildiği halde arayıp sormayan değersiz aşağılık biri için değer mi? bir damla gözyaşına değer mi kendine acımıyorsan aylardır başucunda sefil olan annene acı. Sen hastalıktan değil içindeki acıdan öleceksin. Sen kendi hayatının katili oluyorsun Şulee kimsenin umurunda mı?
               Şule sanki yaşamdan dönercesine yüzünü duvara dönüyor. Ağrılarının şiddetlendiğini gören annesi hemşireye koşup, yine morfin yine kısa süreli uykuya dalıyor Şule.........
    Laptop kucağımda karanlık koridorlara bağırmak istiyorum.
    ........Eyyy hayat senmi bu kadar acımasızsın yoksa insanlarmı? Neden anlamaz insanlar birbirini, neden esirger merhametini sevgisini, hoşgörüsünü, neden kol kanat germek varken birbirine , kırarlar kanatları söndürürler hayatları? Neden bugün bu kadar dertli Emineler Ayşeler Sevdalar Şuleler nedennnn?

     

    Nazlı Yenidunya

     

  • 19/3/2009 - Burası Onkoloji (2) "Gelecek Ölüm; Gözleri Gözlerin Olacak"..............
  • Kategori: Oyku-deneme

          YA KÜLE DÖNECEK YA GÜLE DÖNECEKSİN

           Ellerin son bir defa dokunuyor güle ve güne. Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan; ve karanlığa hazırlanıyorsun. Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Hatıran bir taştan ve hüzün renkli topraktan ibaret olacak. Kahkahalar seni yalnız bırakacak, mutluluklara seni hesaba katmadan devam edilecek. Sana arkalarını dönecekler. Senin kokun uzakların kokusu olacak. Tenin toprağın soğuğunu tadacak. "Gelecek ölüm; gözleri gözlerin olacak."

          
           Hatırla ki, yarınki gün seni taze bir toprak yığının altında bulacak. Bir gün saatinin akrebi, yelkovanı senin uzanamadığın ânlara doğru dönecek. Yüzüne günışığı vurmayacak. Hayatının ebedî rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın. Ya küle dönecek ya güle dönüşeceksin. Yüzün solacak, Ellerin solacak toprak olacak.

          Unutma ki, toprak şimdi ayağının altından kayıyor. Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun. Unutma ki, elinle ölüme dokunuyorsun. Elinle ölümü dokuyorsun. Hatırla ki, gözlerin ölüme bakıyor. Gözlerin bir cesedi alacakaranlığa taşıyor Hatırla ki, seni sımsıcak sarıp kucaklamak isteyenler bir tabutun katı, soğuk dokunuşuna çarpıyorlar. Ve hep başkaları var dışarıda, hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında. Kimsenin tanıdığı değilsin artık. Kimsenin ‘ölü’sü de değilsin.

         Senai Demirci sen ve son adlı makalesinde kaleme almıştı bu satırları. Okuduğumda çok etkilemişti beni. Zaman zaman sıkılıp hasta odalarına ziyarete gittiğimde ölüme bu kadar yakın olan kişilerde ölüm gerçeğinin neden bende olduğu gibi başkalarında da aynı etkiyi yaratmadığını görmek çok üzüyordu beni. Acılar içinde kıvranan insanlar sanki ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı; yok olup gitme sevdiklerinden zamansız ayrılmanın ve çektikleri bu acıyı hak etmediklerinin acısıyla zaten dayanılmaz olan ağrılarının üzerinede acıları ekleniyordu. Hem ağrıya hem yüreklerindeki acıya dayanamayan bu kanser hastalarına hemşire morfini dayayınca gözleri sessizce kapanıyor saatlerce uyuyorlardı. Onları anlamaya çalışıyordum, çektikleri acılara bir tesellileri yoktu, zira ahiret inançları yoktu. Yok olup gideceğini zannetmek çok büyük bir acı olsa gerekti. O manzara karşısında Rabbime yarattığı sonsuz sayıları adedince hamdettim. Çünkü bir insana nasip olacak en büyük nimetti İMAN etmek. Allahın ve ahiretin varlığına inanmak. her türlü acı keder ve başa gelen zulüm için iyiki ahiret vardı. Allahın adaleti, nimeti, mükafatı ve  rahmeti vardı bizi bekleyen, iyiki ahiret inancı vardı...

            Diğer  bir kısım hastalarda sanki hemen şu an ölecekmiş gibi ibadet ediyorlardı. Ve hallerinden hiç şikayetleri yoktu. onlardaki bu acı sükunda Hz. İbrahimi hatırladım. Hz. İbrahim ateşin içindeydi ama içinde olduğu ateş onu yakmıyordu. Rabbim o ateşe serin ol demişti. Ateşi yok etmemişti Rabbim ama acısını azaltmıştı. İşte iman etmiş kanser hastalarıda acı içinde olmalarına ragmen derin bir sessizlik ve tevekkül içindeydiler. Namazlarını yatak aralarında  veya yatakların üzerinde kılıyorlardı. Hiç sanmıyorum ki onkolojinin dışında hiçbir hastane mescidi bu kadar çok hastayla dolu olsun. Mescide her gittiğimde karşılaştığım bir hasta ilgimi çekmişti. Hasta yatağında çok acı çektiğine şahit olduğum bu hastanın hastane dışına çıkarak mescide gelmesine yollarda perişan olmasına ve enfeksiyon kapma rizkine razı olmamıştı yüreğim. Yanına yaklaşıp selam verdim selamımı aldı. Adın ne dedim sadece gülümsedi, nasılsın dedim sadece gülümsedi, yanında başka bir hasta bana dönüp o Türkçe bilmiyor kürt seni anlamıyor dedi ve kendiside kürt olduğu için bize tercümanlık yapmaya başladı.

    ……Kardeşim sen çok ağırsın bir daha mescide gelme Allah halini görendir ibadetini yatağında yap. Dedim. İki eliyle ellerimi tuttu solgun gül gibi bakan gözleriyle, acı bir tebessümle konuşmaya başladı;

    ……Sen benden daha iyisin diyemi benim hissettiklerimi hissetmiyorsun acaba oysaki bende seni hep mescide görüyorum?

    …….Senin hissedip benim anlayamadığım nedir Zenan?

    ……..Zaman sorunu sadece zaman. Sen daha iyisin diye şeytan sanırım seni zamanın çok diye aldatıyor olabilir ama ben  zaman sınırımın sonlarında gibiyim ve dünya hayatındaki bu son dakikaları neden Allah yolunda harcamayayım ve neden namazı mescide kılmayayım sevabı daha fazla feyzi daha fazla olduğu halde. Ağrılarıma gelince yatsamda acılar içindeyim yürüsemde bacaklarım beni taşıdığı sürece mescide geleceğim ama senide hep burada görmekten mutlu olacağım diye gülümsedi.

    ………Elleri hala ellerimdeydi sanki kanı çekilmiş gibi buz gibiydi. Ellerini okşayarak; Zenan sana samimiyetle bir şey soracağım dedim, buyur dedi.

    ……... Ne zamandan beri namaz kılıyorsun ve örtülüsün; hastalanmadan öncede böyle ibadetlimiydin?

    ………Kendimi bilelidir Allah ailemden razı olsun. Dedi.

    ………Hiç ölümden korktuğun oldumu?

    ………Allahı bildiğimde ölümü bildim ve hayatım boyunca ölüme hazırlandım. Rabbim affetsin bu hastalık Allaha kulluğumda beni biraz zorladı. Allahın rızası ve Cennet ümidi olmasaydı bu acılara dayanılmazdı. Sağlıklıyken cenneti hep merak ederdim  ama şimdi cenneti özlüyorum helede ağrılarım dayanılmaz olduğunda, yani ölümden korkmuyorum. Fakat içimdeki acı sadece sevdiklerimden ve özellikle iki evladımdan ayrılmanın acısı. Oğlum 17 yaşında ama kızım çok küçük henüz İslam kimliği oturmadı bundan dolayı da çok endişeliyim acım sadece bunlardan işte..

                 Mescid çıkışında oğluyla tanıştırıyor Zenan beni. Şırnak Lisesi sondayım ama annem için okulu bırakmak zorunda kaldım başka bakacak kimsemiz yok diyor. Odaya döndüğümde delikanlının yüzündeki acı kaygı gözlerimden gitmiyor. Annemi hatırlıyorum acılarım tazeleniyor,  küllendiğini zannettiğim ateş içimde volkan gibi yeniden patlıyor. Sarsıla sarsıla ağlıyorum. Annememi kendimemi Zenanamı yoksa delikanlıyamı ağlıyorum ayırt edemiyorum ama içim acıyor.. Uzun süre dua ediyorum  Rabbim benim yaşadığım acıları bu delikanlıya yaşatma diye. Ne varki daha bir  hafta geçmeden, akşamın karanlığı inmeye başladığı bir saatte dışarıdan inceden bir feryad yükseliyor anneeeeeemmmm  annem ölmedi gülümsüyor baksanıza annem ölmedi. Annemmm bu karanlık gecede sensiz ne yaparım bir daha yolumu nasıl bulurum senden başka kim bana güneş olur annemmm. Bu nasıl bir acı Rabbim ben zindanlara düştüm sen annemi nurunla karşıla merhamet et ona, o seni çok severdi sende onu şefkatinle karşıla Rabbimmmm Allahım diye….

    ………Hiç bilmediğ koca bir şehirde annesiz ve kimsesiz 17 yaşında bir çocuk küçük kardeşine annesini sağ götürememenin acısıyla yanarken. Ölüsünü nasıl götüreceğini bilememenin, kimsesizliğin, çaresizliğin acısını yaşarken, şehrin diğer yanında nice gençler ve yaşlılar aslında sorun olmayan dünyalık şehvetleri ve arzuları için acı çekiyor asıl acının ne olduğunu hiç bilemeden….

     

    (hastane günlüğü devam edecek)

    Nazlı yenidünya

  • 15/3/2009 - Burası Onkoloji (1) "Hastane Önünde İncir Ağacı Tabibin Sözleri Zehirden Acı"....
  • Kategori: Oyku-deneme

          Hastane önünde İncir Ağacı Tabibin Sözleri Zehirden Acı…..

     

          Burası Onkoloji hayat burada normalin çok ötesinde seyrediyor.  Buradaki insanlar her ne kadar caddede, işte, mahallede, evinizde gördüğünüz insanlar gibi görünse de, şu onkolojinin kapısından girmişse hele de yataklarından birine yatmışsa, işte bu insanlar dışarıdaki insanlardan çok başkalaşıyor. Diğer hastanelere şifa bulmaya gidenler oradan iyileşip çıkmayı umarak gidiyor ama onkolojiden içeri girenler büyük bir ihtimalle artık evlerine dönemeyeceklerini bilerek geliyor. Yaşadıkları dünya artık bizim bildiğimiz dünya olmuyor. 

         Genç bir bey eşini tekerlekli sandalyeye bindirmiş, insanlara lütfen yol verin deyip hızla tedavi odasına ulaşmaya çalışırken, birden Seda ile göz göze geliyoruz. O kadar güzel ki kemoterapiden dökülmüş kaşına kirpiğine, teni küflenmiş limon rengini almış sarı gri ve yeşil gözleri sanki göz değil de cansız bebeklere takılan takma göz gibi bakmasına rağmen çevresindekiler güzelliğinden kendini alamıyordu. Bakışları kanımı dondurdu. Çünkü bomboş ve başka âlemden bakan gözleriyle çevresindekilere sessizce mesaj veriyor gibiydi. Eşinin acelesine rağmen sedada hiçbir acele izi yoktu. Sanki eşinin acele etme tavrına bir anlam verememiş, buz gibi umarsız ve hiçbir mana taşımayan bakışları vardı. Bu bakışlardan kendimi alamıyordum. Kesinlikle bu bir dünyalı bakışı değildi. Çevresinde, koridorda koşuşturan insanlara haykırıyordu bu bakışlarıyla sanki, ne yapmaya çalışıyorsunuz ne kadar çabalasanız da geleceğiniz nokta şu an benim geldiğim nokta olacak der gibiydi. Bedensel olarak dünyada yaşıyor görünse de, Seda çoktan bu dünyayı terk etmişti. Tetkikler elimde kalakaldım içim acıdı şaşkındım ve seda için bir şey yapma onun tekrar hayatla bağını kurma hayaline kapıldım ve istem dışı olarak yanına yaklaşıp.

    …….Geçmiş olsun  dedim……

              Seda gözlerime baktı ama bakışlarında beni duyduğuna dair hiçbir işaret yoktu bakışları soğuk ve bom boştu. Devam ettim;

    …….Çok gençsiniz lütfen pes etmeyin hayata bağlanın…dedim. Yine tepkisiz ve suskun kaldı. Beni duyamadığını veya anlayamadığını düşündüğüm anda konuşmaya başladı;

              HAYAT BENİ BIRAKMIŞKEN benimle arasındaki bütün bağı koparmışken ben ona hangi bağla bağlanayım onu da söylermisiniz?  Uçak piste inmiş sizi bekliyor sizin elinize sadece gidiş bileti verilmiş ve size uçağın kapısından başka bütün kapılar kapanmışsa ben hangi kapıya gidip sığınayım onu da söylermisiniz?

              Bu sözler karşısında yüreğim paramparça oldu sanki her şeyi daha berbat etmiştim ve toparlama ümidiyle devam ettim;

    ……..Lütfen böyle düşünmeyin Rabbimiz yüce Kur’an da “Allahtan ancak kafirler ümidini keser” buyuruyor lütfen ümit var olun…

              Seda beni şaşırtan zoraki gülümsemesiyle devam etti….

    ……..Ben Allahtan hiç ümidimi kesmedim ki Rabbimin bana ihtiyacım olanı vereceğini hep ümit ediyorum. Ama sizin anlamakta güçlük çektiğiniz şey şu; Siz şu an dünya gözüyle baktığınız için dünya ve içindeki sahip olduğunuz değerleri kaybetme korkusu sizi panikletiyor ve kaybetmemek için her çareye baş vuruyor bu süreç içinde de çok üzülüyorsunuz. Sizin sıkıntınız ellerinizden kayıp giden dünya, yani yaşamınız için. Benimse böyle bir derdim yok. Siz her halükarda  bir gün mutlaka bitecek bir ömrün uzayabildiği kadar uzamasını “ümit ederken” BEN BENİ TERK EDENİN peşine düşmüyorum Rabbimin bana yazdığı kaderi kabullenip, çektiğim bu acılara sabrederek sadece “RABBİMDEN RIZASINI VE CENNETİNİ ÜMİT EDİYORUM”  İnşallah sizlerde benim geldiğim şu noktaya gelmeden önce sizi terk eden hiçbir şeye bağlanıp kalmaz,  DÜNYAYI DEĞİL EBEDİ HAYATI CENNETİ ÜMİT ETMEYİ ÖĞRENİRSİNİZ…

            Seda ile yaptığımız bu konuşmadan sonra  sürekli kendimi sorgulamaya başlıyorum. Aradan birkaç gün geçmeden gece koridorlarda bir feryat yükseliyor arşa doğru….. sabah hastabakıcı; Seda’yı da gönderdik diyor. O buz gibi kanımı donduran bakışlarıyla ölümünden önce hayata dair bana yeni bir pencere açan  Seda için Rabbime dua ediyorum;

    Rabbim tüm inananları ve de seda’yı ÜMİT ETTİKLERİYLE mükafatlandır…ve çevremizdeki ölümleri bizim ölü kalplerimizin dirilişine vesile eyle……aminnn…

     

    (hastane günlüğü devam edecek)

    Nazlı Yenidünya

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/4/2009 - İlk Puta Tapmanın Tarihçesi.................................
  •      İlk puta tapmanın tarihçesi şudur;
    Şeytan, şeytanlığını yapabilmek için, insanların zihnine girebilmek için kendine hep bir yol arayıp bula gelmiştir...
    Bir zamanlar..., Allah'tan sakınan, gece gündüz ibadet eden birçok kimse vardı.
    Onlar Allah'ı sever,  Allah'da onları severdi. Allah onların dualarını geri çevirmezdi.

    Allah'ın bu sevdiği seçkin kullarını insanlarda sever ve sayardı.

    Şeytan'ın işi zordu. İnsanoğlunun ayağını kaydırmak  zordu.  Bu salih kullar şeytanın yoluna sürekli engeller   koyuyor,  şeytanın hilelerine karşı halkı bilinçlendirip Allaha hakkıyla kul olmanın yollarını öğretiyorlardı.

    Ama şeytan bu  durur mu?  Durmaz tabi...  Düşündü düşündü ve bir gün fırsatını buldu.  Bu Allah dostları, hak tecelli edip vefat etmeye başlayınca, şeytan ın aklına halkı doğru yoldan saptırıp Allaha şirk koşmalarını sağlamak  için parlak bir fikir gelmişti. Hemen harekete geçti.  Onların içine girmiş ve halka her fırsatta ölmüş olan Allah dostlarını  hatırlatmaya başlamıştı... ve soruyordu Allah dostlarını kasdederek;

    - Şunu, şunu nasıl bilirdiniz?

    - Allah Allah. Sorduğun soruya bak. Nasıl  bileceğiz? Onlar Allah'a çok bağlıydılar. Duaları geri çevrilmezdi.

    -Evet doğru söylüyorsunuz onlar hayattayken gider onlara akıl danışır onlardan sizin sıkıntılarınız için dua etmelerini isterdiniz. ama artık onlar aranızda yok, onların yokluğuna  ne kadar üzülüyorsunuz?

    - Çok çok.. Tarifi mümkün değil.

    - Öyleyse onları görmek isterdiniz değil mi?

    - Hemde nasıl!

    - Niçin onlara hergün bakmıyorsunuz?

    - Ne demek istiyorsun? Hiç mümkün olabilir mi? Onlar vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar.

    - Siz de onların resimlerine bakın!

    Şeytan'ın bu sözleri halkın beğenisini topladı!

    Bunun üzerine o salih insanların resimlerini yaptılar  ve hergün o resimlere bakmaya başladılar,  böylece ayrılık özlemlerini gideriyorlardı...

    Şeytan onlara tekrar geldi ve dediki;
    -Resimler zamanla yok olup gider ve sizden sonra gelecek olan nesil onları tanıyamaz bunun için onların heykellerini yapmalısınız...
     
    Zamanla resimlerden heykellere geçtiler...

    Bunları evlerine ve mabetlerine kadar her yere koyar oldular...

    Resim ve heykelleri ilk yapan bu insanlar Allah'a ibadet ediyorlar.  O'na ortak koşmuyorlardı.

    Bu heykellerin taştan yapıldığını,  yarar ve zararı olmadığını biliyorlar, ancak salih kullara  saygı gösterme amacıyla yapıyorlardı.

    Gittikçe heykeller çoğaldı. Heykellerin çoğalmasıyla saygıda çoğaldı.

    Heykellere saygı ve bağlılık gösterisinde bulunmak moda oldu. Öyle olduki,  salih bir kimse vefat edince, hemen heykelini yapmak bir görev haline geldi.

    Nesiller geldi nesiller gitti.

    Çocuklar torunlar babalarının ve dedelerinin heykellere tavırların görmüş,  onların önünde başlarını eğdiklerini,  saygı duruşunda bulunduklarını görmüşlerdi.

    Boynuz kulağı geçer misali, çocuklar  saygıda babalarınıda geçtiler, secde etmeye, ihtiyaçlarını heykellerden istemeye başladılar.

    Bu arada heykeller için kurban kesmelerde başlamıştı.

    Sonunda heykeller putlaştı. İnsanların ihtiyaçlarını gideren tanrılar olarak kabul görmeye başladı. İbadet artık onlaraydı. Şeytan'ın tuzağına düşülmüştü.

    ...ve sonraları tanrılaştırılan Zeus bile Hz. İdris'in Atina'ya Tevhid inancını tebliğ etmesi ve halkı çok tanrıcılığın parçaladığı ahlâkî yozlaşmadan kurtarması için gönderdiği valiydi.

         Alah şirkin dışında dilediği günahınızı bağışlar ama şirki asla bağışlamaz diyordu "
    Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (NİSA SURESİ / 48)yüce Kuranda ama bizler tarih boyunca şeytanın bu tuzagına hep düşegeldik ve hala düşmekteyiz.

         Şeytan bu oyununu günümüzde de devam ettirip birtakım şeyhlerin resimlerini evlerimizin baş köşesine asdırttı kalbimizin üzerinde taşıtıyor veya türbelerini kabirlerindeki dikili taşları kutsallaştırıp türbelerinden ve o salihlerin kabirlerinden yardım diler hale getirdi ümmeti. Oysaki ....
    Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz. (FATİHA SURESİ / 4)...ayette iki kez vurgulyordu yardımın sadece ve sadece Allahtan dilenmesi gerektiğini.
         Ey kendisine ben müslümanım diyen nesil artık birilerinin peşine takılıp giden koyun olmaktan akıllarımızı başkasına kiraya vermekten kurtulmalıyız ve ebedi hayatımızı birilerinin ellerine değil sadece ve sadece Allaha teslim edelim kurana teslim edelim.  Anlamak ve yaşamak isteyen her insan için Kuran bir kılavuzdur her ne arıyorsanız onda bulursunuz...
    (Ki o kuran) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir. (MÜ'MİN SURESİ / 54).....Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptır. (BAKARA SURESİ / 2)... İşte ayetin ışıgında şirkten uzak olup Allahın rızasına cennetine sapmadan gitmenin yolu doğru kılavuzdur ve inananlara Allah yeter kuran yeter  Allahın Resulu yeter. Ondan gayrısı ise sadece eğitici öğretici olarak kalmalı hayatımızda asla kutsallaşmadan..................

    Nazlı Yenidünya

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/3/2009 - Ağla Kardelen Ağla Kara Bahtına........................
  • Kategori: Siirlerim


    Ağla kardelen

    Kendin bildin bileli hep baharı aradın  

    Bilmedin ki her baharın sonu hazandır

    Baharın gözlerinde cennet aradın  

    Bulduğun hüsrandı sen hep kanadın… 

     

    Ağla kardelen

    Sarp dağlardır yerin yurdun otağın

    Kış güneşiydi yüreğini ısıtan ve aldandığın

    Yakıp kavurdu yapraklarını bahar sandığın

    Esti acı, sert rüzgarlar dalların darmadağın

     

    Ağla kardelen

    Anlık mutluluklarla hep oyalandın

    Hazan çabuk geldi soldun sarardın

    Acılar lapa lapa düşerken dallarına

    Buzullaşmış yüreklerde söyle neyi aradın

     

    Ağla kardelen

    Aldandı, kandı yüreğin  baharım sandın

    Geçici güzelliklere nasılda kandın

    Cennetim dediklerin kaybolup gitti

    Cehennem çukurunda sen kala kaldın

     

    Ağla kardelen

    Doğan güneş asla batmaz mı sandın

    Fani olanlara nasıl aldandın

    Gönül verdiklerin  yok olup gitti

    Sadece Rabbin’ le baş başa kaldın

     

    Ağla kardelen ağla kara bahtına

    Koyma kimseleri artık gönül tahtına

    Baharı güle, sümbüle, laleye bırak

    Yansa da yüreğin bakma ardına…


    Nazlı Yenidünya

     

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/3/2009 - Afffet...............
  • Kategori: Video
    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/3/2009 - Göçmen Kuşlar
  • Göçmen Kuşlar

    hançerlenmiş çatal yürek iki baş
    başbaşa vermişler konuşmuyorlar
    yetimce gözlerden savruluyor yaş
    yağıyor dışarda içli içli kar

    yataklar küf gibi zindan kokuyor
    küsmeler küsmeler ve barışmalar
    bir dost yüreğimde sevgi dokuyor
    ayrılık gözyaşı son sarışmalar

    herkesle gülünür fakat çilelim
    ağlanmaz herkesle unutma bunu
    dostluk yemininin üstünde elim
    bölmez mi bölmez mi hasret uykunu?
    ve gülmek ki tokat tokat çilelim

    kadehler dolusu baldıran zehri
    gördün, göz kırpmadan nasıl içilir
    bilirsin haldaşım bu zalim şehri
    burda dirilere kefen biçilir
    korkusuz içilir baldıran zehri

    bak körpe ceylanlar nasıl vurulur
    zalim avcı gezer bizim bağlarda
    ceylanları vuran eller de kurur
    bir parça kırmızı kir kalır karda

    hangi dost dikmişti şu tomurcuğu
    bağrımın içinde göğerip duran
    ey kara günlerin dertli çocuğu
    senin nabzın mıdır ranzamda vuran
    söyle kim dikmişti şu tomuruğu

    ne açmaz gül imiş ah şu bahtımız
    ağarsa mı ola kıpkırmızı tan
    yad elde kuruldu payitahtımız
    hüzün sarayında bir garip sultan

    artık güneşlerde kara doğuyor
    geçmiyor umudu vuran zamanlar
    hayat yıldırıyor hayat boğuyor
    bilmem kimin için çalıyor çanlar

    bu yağmur bu yağmur niçin yağar ki
    görmez mi bir çift göz suluyor yeri
    vurulanlara su sunma be saki
    kavrulsun garibin yansın yüreği

    her seher uzaktan bir horoz sesi
    ne çılgın yalıyor parmaklıkları
    esiyor Yusuf’un kutlu nefesi
    yıkıyor Züleyha kara duvarı
    ıraklardan yanık bir horoz sesi

    ey kara çayımın buğulu kiri
    kıvrıla kıvrıla nere gidersin
    ötelerden eğer sorarsa biri
    bırakmadılar da gelmedi dersin

    Derde sevdalıyım derde vurgunum
    bu sevda düşürür eline cânâ

    hep sürüklenmekten inan yorgunum
    niye kattın gittin seline cânâ

    perişan dağınık ve de bozgunum
    ne çare düşmüşüm diline cânâ

    Eyyub’um Yusuf’um hadi Mecnun’um
    amma dayanamam eline cânâ

    yanmış vurulmuşum, meftun olmuşum
    saçlarının bir tek teline cânâ

    yüklenme bu denli kurban olayım
    yetmez mi savurdun külüne cânâ

    yerine varmamış dileklerimi
    götürün melekler n’olur götürün
    soldurmayın açmış çiçeklerimi
    Mevla’dan dertlere derman getirin

    bütün umutların bittiği yerde
    hayret ölüler de volta atarmış
    inanmazsan civan bak yarıver de
    gönül mezarımda kimler yatarmış
    göster can alıcı o melek nerde

    arasıra kuşum uç üzerimden
    bir de sen oklama ta can yerimden
    gel, bugün de taşma ırmak gözlerim
    kuşum arasıra uç üzerimden
    göç eden kuşların gözleri kara
    ölecek yaralı serçe ölecek
    dönecek mi söyle kuşlar bahara?

    Bir güzel düş gibi bir hayal gibi
    sen de git can kuşum, de var sen de git
    dost mezarı içim bulunmaz dibi
    düşersem aklına el aç niyaz et
    belki bir su yürür…içim çöl gibi…


    Mustafa İslamoğlu
    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 6/2/2009 - Ben Kendi Hayatımın Katiliyim..............................
  • Kategori: Duaa

    Beni nefsimin ellerine bırakma Ya Rabbi..

    Şimdi dönüp içimde bir karanlık görüyorsam

    Ve bu karanlığın korkusuyla

    Kurtuluşum  sandığım

    HER KÜÇÜK YILDIZ BÖCEĞİNE KOŞUYORSAM

    Bunu acizliğimin çaresizliğimin işareti say Ya Rabbi...

    Cahilliğimi bağışla

    Ve ihtiyacı neyse onunla nimetlendir kalbimi…

    Gözümün pınarında her daim yaş hazır bekliyor.

    Yürek sanki açık bir yara, ne değse  sızlıyor.

    Canı yanınca feryad ediyor insan

    Canı yanınca yanında kim varsa ona uzanıyor

    Şifa senin elindedir biliyorum Ya Rabbi.

    Yanlış adreslerden çevir adımlarımı

    Kul olduğumu unuttuğum yollarda çok yoruldum

    Şimdi birkaç hayat yaşamışçasına yorgun

    Birkaç hayat yaşamışçasına bitiksem

    Suçlu aramaya ne hacet

    Suçlusu benim

    Ben hem kendi hayatımın

    HEM YİTİRDİĞİM ZAMANIN KATİLİYİM.

    Şimdi ben  herşeyimi tüketmiş kapında duruyorum

    Bir aralasan rahmet perdeni diye dua dua bekliyorum

    Ne hakkım var istemeye ne yüzüm biliyorum…

    Lakin senin rahmetinden ümidimi kesmiyorum

    Affet Ya Rabbi

    Affınla yeniden yeşert kalbimi…

    Affet Ya Rabbi

    İSRAF ETMEME İZİN VERME KENDİMİ...

    ...alıntı...

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 5/2/2009 - Dikkat Kamera Var....................
  • Kategori: ibret sayfasi

          Allahın Kameramanları

         Rızası miktarınca Rabbime hamd eder, sevgili efendimize, âline ashabına ve yolunu takip edenlere salât ve selam ederim.

         Bir gurup arkadaşla toplanmaya karar vermiştik. Ben gittiğimde arkadaşlar oradaydı, içlerinden biri kulağıma eğilerek çıkışta özel konuşmak istiyorum vaktin var mı sana ihtiyacım var dedi.  Vaktim yok ama bakalım dedim. Tam oturmak üzereyken bir diğer arkadaş çok kötü görünüyordu. Neyin var dedim?

    ……İyi değilim kendimi çok kötü hissediyorum dedi. Hastamı sın dedim? Bilmiyorum içim daralıyor nefes alamıyorum duvarlar üzerime geliyor ve kalbim sıkışıyor, her an sebepsiz huzursuzluklarla doluyum dedi.

    ……Az mı dua ediyor ve az mı tövbe ediyorsun acaba dedim.

    ……Birde sen başlama lütfen, dün psikiyatra gittim oda bana aynen senin dediğini dedi, lütfen dualara sarılın çok tövbe edin, bir Müslüman’ın Allaha sığınmak tan ve dualara sarılmaktan  daha etkili bir ilacı olmamalı, zira doktora veya ilaca güvenirseniz doktor sadece anlattıklarınızla yanlış yönlendirebilir nihayetinde beşerdir şaşar her ilacın faydası kadar yan etkisi vardır. Ama kâinatı hükmü altında tutan, sizin bana anlatmadığınız veya anlatamadıklarınızı da bilip, havadaki kuşun, karadaki karıncanın, sudaki balığın kısaca sayısızca canlının hayatını hiçbirini unutmaksızın düzene koyan ve bunu yapmak kendisine zor gelmeyen Allah, sizin hayatınıza da merhamet ve rahmetiyle hükmetmeye gücü yeter.  Bütün işler ona döndürülürken, mülkünde tek yetki Allahın iken ve sende o mülkten bir parça iken neden seni ve âlemleri yaratandan değil de benden yardım diliyorsun? Oysaki görünüşün itibarıyla da imanlı birine benziyorsun dedi. Yani doktorun beni bir dövmediği kaldı daha kötü oldum geldim eve, dedi.

          Olayı herkesin içinde anlattığı için bende aleni konuşmaya başladım. Belli ki doktoru beğenmemişsin istersen doktorunu değiştir, sana yogayla, meditasyonla, tatille veya eğlenceli ortamlarla rahatlayacağını tavsiye edenlerde olacaktır.!

    ….. Kardeşim doktor sence doğru söylememiş mi? Bir Müslüman niye bunalıma girer?  İçinde bulunduğu durumu kabullenemediği için, hayatı kendi istediği doğrultuda gitmediği, yani Allahın kendisi için yazdığı kaderden razı olmadığı için önce şikayet eder, bazen de daha ileri gidip kadere isyan eder aslında bu isyan kadere değil Allaha dır. İşlemiş olduğu bu günahtan dolayı kalbi daralır.  Bir âlimin görüşümüydü yoksa hadis mi tam hatırlayamıyorum Rabbim beni affetsin; “günahın belirtisi kalp de sıkıntı olarak tezahür eder. Kimin kalbinde darlık varsa bol bol tövbe etsin” der. Ayette de;

          Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (RA'D SURESİ / 28)  der yüce rabbimiz.

         Arkadaşlar hayatımızda her şey kötü gidiyorsa durumu düzeltmenin yolu, önce geriye dönüp nerede hata yaptım ki bunlar başıma geldi diye kendimizi tahlil etmeliyiz. Zira;

          (Ey insan) Bu, senin ellerinin önceden yaptıklarından dolayı başına gelmiştir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir. (HAC SURESİ / 10)

          Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder. (ŞURA SURESİ / 30) buyurur Rabbimiz.

           Ayetlerin ışığında anlamamız gereken şu ki bu sıkıntılardan kurtulmanın yolu önce kendimizi tahlil edip  varsa hatalarımızı düzelteceğiz ve bol bol tövbe edip dualara sarılacağız. Yok hayatımızda hiç hata görmemişsek o zamanda Hz. Eyyub’u hatırlayıp bu musibet benim imtihanımdır Rabbim katındaki derecemi yükseltmek için bana bunları yaşatıyor deyip, Rabbimizden musibete sabır ve imanda sebat dileyeceğiz. Odaya ilk girdiğimde vaktin var mı diye soran arkadaş söz alıp

    …….Aslında seninle konuşmak istediğim konu buydu. Bende kardeşimizden daha büyük sıkıntılar içindeyim, kendimi de çok tahlil ediyorum ama elimden geldiğince kulluğun gereğini yerine getiren biriyim , hayatımda neredeyse hata bulamıyorum . Buna rağmen sorunlardan başımı kaldıramıyorum, ibadetlerimden hiç lezzet alamıyorum çünkü geçmişimden bir türlü kurtulamıyorum ve dualarım kabul olmuyor. Ben bu durumu nasıl düzelteceğim çok bunalımdayım?

    …….Güzel kardeşim 1…Yiyeceklerine dikkat et hatta kılı kırk yar haram şüphesi olanları dahi yeme zira efendimiz derki; “boğazından bir lokma haram geçen kişinin kırk gün duası kabul olmaz.” Ve şuna da dikkat edin sadakası ve zekatı verilmemiş olan, alnınızın teri zannettiğiniz malınıza da haram karışmıştır çünkü meal okuyanlar bilir sayısız yerde İNFAK EDİN emri geçer.

    2…..Sılayı rahimi kesenin (akrabalarıyla ilişkisini kesenin) duası kabul olmaz. Özellikle ana baba kardeş ve birinci derece yakınların kalplerini yıkmışsanız….

    3…..düşüncelerinizi, gözlerinizi ve ellerinizi haramla kirletmişseniz ! ! !

    4…..Adaletten merhametten ve hoşgörüden uzaklaşmışsanız ! ! ! zira; "Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (Allah ve melekler) de size merhamet etsin" (Ebu Davud, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16)

    5…..Günahlarınızdan dolayı tövbe etmemişseniz ! ! !

    6…..Allah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız. (AL-İ İMRAN SURESİ / 132) ayetin gereğini yerine getirmemişseniz niye dualarım kabul olmuyor sorusunu sormayın. İşte size bir dünya sebep….

           Bu sözlerimin ardından herkeste derin bir suskunluk oldu ve arkadaşların çok gerildiklerini gözlerini yerdeki halıya dikip sanki omuzlarının yere düştüğünü hissettim. Ortamı biraz yumuşatmak adına;

     ……Arkadaşlar görüyorum ki hepimizde de durum çok vahim, mutlu olmanız bu bunalımlardan daha kestirme yoldan kurtulup kuş gibi olmanız için size başka bir adres vereyim istermisiniz? Geçenlerde bizim caddede bir tabelada şunu okudum; hipnotizma ile her sorununuza kesin çözüm. Psikolog S… K…..

    ……Bu nasıl olacak yani bizi uyutarak mı tedavi edecek?

    ……Detayları bilmiyorum ama sanırım öyle olacak yani sizi uyutup bütün hayatınızın içine girip sonra sizin hoşunuza gitmeyen yerleri silecek yeni sıfırlanmış biri olarak uyanacaksınız. İşte size geçmişten ve sorunlardan kurtulmanın en kestirme yolu J

         Bütün yüzler bir anda gülümsedi olayın ilk anda tahkikini yapamayan arkadaşlar bu güzelmiş dediler. Ama içlerinde en zeki olanı;

    ……Bir dakika, ne yani psikolog bizi uyutunca bütün sırlarımızı ona anlatacağız öylemi kendimizden bile sakladıklarımızı hatırlamaya dahi korkup utandıklarımızı ona anlatacağız aman Allah’ım bu korkunç bir şey  ben hayatım boyunca bu bunalımlarla yaşarım ama yinede asla böyle bir şeye razı olmam dedi..!!!

          Bütün yüzler tekrar yere düştü evet yaaaa dediler. İşte o an kendimi çok kötü hissettim. Arkadaş farkına varmadan çok önemli bir konuya parmak basmıştı…

        

         “Hayatım boyunca acı çeksem de ben utanırım ve hatalarımı, hayatımı bir başkasına deşifre edemem. !!!”

     

    ……Sessizliği bozan yine ben oldum avuçlarım buz gibi terlemişti. Korkudan buz kestim dediklerini şimdi daha iyi anlıyordum.

    ……Arkadaşlar aklıma şu ayetler geldi; ·  Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir. (BAKARA SURESİ / 284)

    ·  De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, her şeye güç yetirendir." (AL-İ İMRAN SURESİ / 29)

     

           Şimdi size ve kendi nefsime soruyorum bugün hiç tanımadığımız bir yabancıya bile şifa bulmak adına dahi korkumuzdan ve utancımızdan  HAYATIMIZI  sergileyemiyorsak, bu yaşadıklarımız hep bizde ebediyen gizlimi kalacak sanıyoruz. Acaba karşımızda elinde kameralı birini görmediğimiz içinmi hayatımızın kaydedilmediğini zannediyoruz.

     

           Allahın bizimle ilgili görevlendirdiği kameramanlar (melekler)  bütün video kayıtlarını  MAHŞERDE BÜTÜN İNSANLARIN, BÜTÜN MELEKLERİN, BÜTÜN CİNLERİN YANİ TÜM YARATILMIŞLARIN VE ALLAH’IN ÖNÜNDE BİR KARESİNİ ATLAMAKSIZIN SERGİLEDİĞİNDE  ana babamızın, evlatlarımızın, tüm bizi tanıyanların sevenlerin bizi mükemmel bilenlerin ve  Peygamberimizin aman Allah’ım bu benim ümmetim diye gözlerini bize çevirdiğinde acaba anlımız ak bir şekilde gururla videomuzun bitmesini mi bekleyeceğiz yoksa utancımızdan sizce  kaçıp saklanacak bir yer mi arayacağız ? ? ? yada ayette belirtildiği gibi utancımızdan acımızdan sıkıntımızdan yok olup gitmeyi mi dileyeceğiz.

     

            LÜTFEN ALLAHTAN KAÇIP SAKLANACAK BİR ADRES BİLEN VARSA SÖYLESİN   !? !? !?

            O gün, küfre sapıp da elçiye isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı 'severek-isteyecekler.' Oysa Allah'tan hiç bir sözü gizleyemezler. (NİSA SURESİ / 42)

            Bugün bir kere yok olmayı istemeyin,  bir çok (kere) yok olmayı  isteyip-çağırın. (denir)

    (FURKAN SURESİ / 14)

     

            UMULURKİ RABBİM BİZLERE ES-SETTAR,  ER-RAHİM VE ER-RAUF İSİMLERİYLE MUAMELE EDER…

     

    Nazlı Yenidünya

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 15/1/2009 - Meydanlarda Hayrete Düşüren Tablolar..............
  • Kategori: ibret sayfasi

       Ölümden Korkmayan Zalimden Korkarmı?

     

       Geçen hafta Çarşamba akşam ezanında bir telefon geldi. Arkadaş telefonda Mısır hükümetinin gazze kapısını kapalı tutmasından dolayı mısır elçiliği önünde saat 18,30 da miting olacağını haber veriyordu. Evdeki misafirleri yolcu ettikten sonra namazı kılıp hemen evden ayrıldım. Arabayla gitsem park sorunu olacaktı en iyisi taksiyle gitmekti. Taksiye Kızılay’a lütfen dedim. Taksici kızılay’a geldiğimizde tam olarak neresi dedi? Mısır elçiliği dedim. Ben o tarafa gitmem abla buralarda in bir saat önce o taraftan geçtim orası kalabalık bu insanların dertleri neyse her gün miting her gün miting Ankara’nın TRAFİĞİNİ ALT ÜST ETTİLER diye söylendi ve beni meydanda indirdi. Taksiciye söylenecek çok şey vardı ama zaten geç kalmıştım muhatap olmayayım dedim indim hızla bakanlık yokuşunu tırmanmaya başladım, yol benim gibi mitinge koşarak gidenlerle doluydu, GEÇ KALDIK HADİ HADİ diyordu Müslümanlar birbirlerine. Yaşlı ve çok şişman bir teyze ilgimi çekti yürürken nefes almakta zorlanıyordu ama hala koşmaya çalışıyordu. Bulvar üzerinde insanlar mitinge değil sanki savaşa gidiyormuş gibi HIRSLI, COŞKULU, ÖFKELİYDİLER. Durup teyzenin koluna mı girmeliyim yoksa biran önce mitinge mi ulaşmalıyım derken teyzeyi o halde bırakamam dedim koluna girdim. Teyze zor konuşarak kızım çocuklarım ilerden gidiyorlar siz bari yetişin dedim bende TOPAL KARINCA MİSALİ  işte dedi. Çok duygulandım, teyze ben sen yalnızsın diye bu halde bırakmayayım demiştim o zaman bana müsaade sen yavaş yürü düşüp kalırsın dedim hızlandım. Önümde kucağında bir sürü bayrak olan bir satıcı telefonla konuşuyordu; Çabuk olun  baş bandı ve bayrak gönderin SATIŞLAR SÜPER diyordu. Hayretle ona baktım koyun can derdinde kasapsa et derdindeydi çok satış yaptım diye mutluluktan gözleri parlıyordu bayrakçıya müthiş bir pazar doğmuştu…Polisler kalabalık bir şekilde miting alanını çembere almışlardı aralarından geçiyordum ki   içlerinde polisin biri yüksek sesle aynen şöyle diyordu;

     

           Arkadaşlar ne bu yaaaa bıktık artık her gün miting her gün Filistin gazze on gündür akşam evimde ……BİR ÇORBA İÇEMİYORUM…......  polislerin bir kısmı da arkadaşlarını onaylıyordu   her biri başka serzenişteydi kimiside sessiz kalıyordu.

     

           Bir anda kanım dondu, nasıl oluyordu da yaptığı iş karşılığında maaşını alan oraya gelen halkı babasının hayrına korumaya gelmeyen (emniyet mensuplarının sağduyulu olanlarını tenzih ediyorum) bu insanlarda hiç mi merhamet yoktu ki yanı başımızda Müslüman kardeşlerimizin üzerine ateş yağarken, Gazze’deki anneler babalar çocuklar bir tas çorba derdini unutmuş parçalanmış cesetler içinde yakınlarını bulmaya çalışırken. Oradaki babalar eve gittiğimde yemek hazır mı acaba demek yerine acaba ailemi sağ bulabilecek miyim derken, çorba derdine düşebiliyordu bende müslümanım diyen polislerimiz. Bunlarında  evine ocağına bu bombalar yağsa acaba hala bir tas çorbanın derdine düşebilecekler mi? Bu ülke kimlere emanet edilmiş böylesine bencil ve merhametten uzak olan kişiler acaba bu bombalar bu ülkenin üzerine yağmaya başlasa  o zaman tavırları ne olacak. Mesai bitti biz eve gidiyoruz diyeceklerinden eminim. Bu kişilere sorsak; bizde Müslüman ız derler oysaki peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmaktadır;

    ……. “Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir onlardan biri acıdığında diğer azalar bu acıyı hissetmiyorsa bizden değildir” Yani İslam dairesinden çıkmıştır. Başka bir hadiste;   “Ortada bir zulüm varsa elinizle değiştirin buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle değiştirin buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle onlara buğuz edin ki bu imanın en zayıf noktasıdır. Eğer buğuz etmiyorsanız artık iman sizden çıkmıştır.”

                 İşte dedim işte Allah “kulun başına gelen kendi ellerinin ettiğindendir buyuruyor ayetinde.Bugün filistin’e Lübnan’a Ikar’a Çeçenistan’a kim bilir belki yarın bize!!! biz Müslümanlar veya kendisine ben müslümanım diyenler böyle olmasaydık her birimiz ayrı telden çalıp, çogumuzda sadece sıkıntıya düştüğümüzde Allahı ananlardan olmasaydık. Dünya ve içindeki nimetlere dalıp, kişisel menfaatlerimiz uğruna İslami değerlerimizi bir kenara atmasaydık,  içimizdeki en takvayım diyenler böyle kırk ayrı cemaate bölünmeyip İslam çatısı altında tek vücut olabilseydik. ÖLÜMDEN KORKMAYAN ZALİMDEN KORKMAZ zira Allah için ölen şehittir, yaşamak bize geçici dünyayı , ölümse bize Allahın rızasını ve ebedi cenneti getirir demiş olsaydık, hadi Müslüman dendiğinde hazırım diyebilseydik, İnananlara Allah yeter o ne güzel komutandır diyebilseydik , hangi zalim bize elini uzatabilirdiki? Ebrehenin ordularını yok eden Allah ebabil kuşlarıyla yenik ekin tarlası gibi yere sermezmiydi o zalimleri, ve onların tuzaklarını kendi başlarına geçirmezmiydi?  Geçirmezmiydi???  ve Lehebin iki elini kuruttugu gibi zalimlerin siyonistlerin ellerinide kurutmazmıydı??? kurutmazmıydı???

    Nazlı Yenidünya

     

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Gönlüm uçmak isterken semavi ülkelere Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere N.F.K

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • Akabe vakfı
  • Taifetul Mansura İslama talip olanların adresi
  • Müslüman biz Tevhid Yolu
  • Dünya dillerinde Kuran
  • Ebu Muaz Sesli sohbetler
  • Müslüman Biz sesli yazılı bilgi pınarı
  • Halkın Hakka Yürüyüşü


  • Kategoriler

  • ---Kurani Kerim Meali ve Konularına Göre Kuran Fihristi
  • Ask ve Ayrilik uzerine
  • cicek ve manzara resimleri
  • Duaa
  • Düşündüren, güldüren sözler ve resimler
  • Guzel sozler
  • hadis
  • ibret sayfasi
  • Kulluk bilinci-uyanis
  • Oyku-deneme
  • Siirlerim
  • Tefsir
  • Usta kalemlerden makaleler
  • Usta sairlerin siirleri
  • Video
  • Arkadaşlarım

  • selef
  • Ozdemir
  • benimkendidunyam
  • bizimada
  • gullerderya
  • ademdoger1
  • gulpare81

    Reklam






  • Sayfa: 1 - Toplam: 16
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa