..........KARDELEN...........Ey Muhammed Ey Can Nadide Gülüm, Sen Yoksan Neylerki Dünyada Ölüm.

17/11/2009 - Tutku Tutuklar İnsanı...Sevgi Özgür Kılar

Sevgiyi zehirlemek


       
Sevgiyi "sebil" etmekle, "zibil" etmek arasında fark var. Sevgiyi sebil etmek, onun, harcandıkça çoğalan ilahi bir sermaye olduğunu fark etmekten geçer. Sebil "yol" demektir. Su, kim olduğuna bakılmaksızın, yol üzerinde, yolcuya sunulduğu zaman "sebil" olur. Sebil olan sevgi, "yol" olur. İki menzili birbirine bağlar. Yolcuyu menziline eriştirir. Aşıkla maşuku buluşturur. Canla cananı birbirine kavuşturur.

       
Sevgiyi zibil etmek, sevginin içini karartmak, yüzünü kızartmaktır. Sevgi, kararınca "sevda"ya dönüşür. Sevda, "kara" demektir. Sevginin değerini bilmeyip hovardaca saçıp savuranlar, sevgiyi "sevda"ya, hatta "kara sevda"ya dönüştürürler. "Kara sevda", zifiri sevgi olmuş olur.

       
Sevgi kararınca o artık sevgi değil "tutku"dur. Sevgi özgür kılar, tutku tutuklar. Sevgi âzâd eder, tutku esir. Tutkusunu sevgi diye pazarlayanlar, sevgiyi zibil edenlerdir.

       
Zibil olan sevgi, tavukların önüne atılmış incidir. Bu durumda suç, önüne darı yerine atılmış incinin değerini bilmeyen tavukta aranmaz. Suç, tavuğun önüne darı yerine inciyi atan hovardanındır. İnciye darı muamelesi yapan, darıya inci muamelesi yapar. Bu yüzden sevgiyi zibil edenleri, sadece tavukların önüne inci atarken değil, ak gerdanlara darı dizerken de görürsünüz.
İşte bu yüzden, sevgiye tavuk karası bir gözle bakanlar nasıl sevgi ile sevdayı birbirinden ayıramazsa, Leyla ile Mevla'yı da birbirinden ayıramaz. Çünkü Leyla, "gece" demektir. Tavuklar karanlıkta göremezler. Karanlıkta akı göremeyen, karanlıkta karayı nasıl görür?
...

       
İslam, estetik bir form olan kadın bedeninin, cinsler arası ilişkide kişiliğin önüne geçmesini istemez. İnsanlar arası ilişkiyi şahsiyetin değil de cinsiyetin belirlemesine, kamusal ilişkilerde dişiliğin kişiliğin önüne geçmesine engel olur. Bunun en temelinde yatan kaygı da yine "sevgiyi zehirleme" kaygısıdır. İslam, sevginin kendi doğal ve fıtri ortamında gelişip meyve vermesine zemin hazırlar. Onu, hormonlu kılacak her girişime kapıyı kapatır. Çünkü böyle bir sevgi "kanserojen sevgi" olmaktan kurtulamaz. Her tür kanserojen sevgi ise, cinselliği olmayan ruhun sağlığını bozar.
       
Sevgi, tıpkı yağmur gibi, vahiy gibi, insan gibi "inzal olunmuş", yani yüce bir makamdan "indirilmiş"tir. Bu yüzden zehirlenen her sevgi, tahrif edilmiş vahiy, kirletilmiş su, fıtratı bozulmuş insan gibidir. Sevginin bir "verilen" (vehbî) bir de "kazanılan" (kesbî) türü vardır.
      
Vehbî sevgiye Kur'an "vudd" der: "İman eden ve Salih amel işleyen kimseler için O Sonsuz Rahmet Sahibi bir sevgi var edecek." El-Vedûd, Allah'ın vahiyle bildirilen mübarek esmasından biridir. Bu isim "feûl" kalıbındandır. Bu kalıbın Arap dilindeki özelliği çifte işlevli olmasıdır: Hem ism-i fail, hem de ism-i mef'ul anlamına gelir. Yani, hem etken hem de edilgendir. Bu durumda anlam hem "Mutlak ve sonsuzca seven", hem de "sonsuzca sevilmeyi hak eden" anlamına gelir.
      
Kesbi (kazanılan) sevgiye Kur'an "hubb" der. Muhabbet budur. "Habbe" tohum demektir. Muhabbetin kazanılması, el-Vedûd tarafından bahşedilen sevgi olan "vudd"un yürek tarlasında yetişen muhabbet ağacının çiçeklerini döllemesiyle mümkündür. İşte bundan sonra ortaya muhabbetin "habbe"leri çıkar. Bire sonsuz veren tohum "muhabbet" tohumudur.

Mustafa İslamoğlu
• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

12/10/2008 - imkansızdık

Sana dair isteklerim oluyor. Kimi zaman derin ah` larım oluyorsun bir Sezen Aksu şarkısını dinlerken.

Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim. Ve biliyorum, o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam da içimde Sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin.

Tabansız sevdalardan kopup Sana sığınıyorum çoğu zaman. Soluk soluğa varıyorum yanına,  Anne sütüne aşık bir bebek gibi duruluyorum sonra.

Git diyorum sana kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış; gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde.
Ne gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim.

Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın dört yanımı; ve kendim için çok geçti... Yerle bir olmuştu her şey.
Olmazsa olmazlarım... ilkelerim... yargılarım...

Kabullenmek zor sanıyordum; acemi ama mükemmel bir aşkı taşıyabilmeyi...
Ve en az acıyla kurtulmakmış gerçekten bizi bekleyen yalnızlıktan, bir başınalığın mecburiyeti ile mucizelere umut bağlamakmış zor olan...
Belli bir yerden sonra, bazı şeyleri aşmış olmanın olgunluğu ve kabullenme meziyetiyle üstesinden geliyorsun umutsuzluğunun...
Yani imkansızı mümkün kılmanın zor olduğunu biliyorsun. Çünkü biliyorsun, o arada bir yol var ve bu yol uzun da olsa bir yere gidiyor. O bir susma türü sadece, o bir yaşam şekli. Ve her yalnız yaşamak ölmenin diğer yüzü. Bu yol öyle, öylece uzayıp gidiyor içimde.

Seni aklıma getiren, yüreğime düşüren bu yol değil, kötü şansla başlayan bir ilkin, iyi şansı sadece. Düşüme düşüşün zamandan değil, düşlerin gafı.

Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan.

Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta  yaralarıma yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sarıyorsun.
�Belki�lerden, �ihtimal�lerden, �keşke�lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun düşler büyüterek...

Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi  çok uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum,  bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü umut ettiğimi anlatıyorum�

Şimdi, bozgun sonrası imkansız bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum, çünki  dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum içimde bitmesini asla kabullenemediğim ihtimallerle.

Alıntı

 



Deneme & Mektup



• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

11/10/2008 - Hasretinle Yandı Gönlüm........Zara....

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

10/10/2008 - Ben seni hiç sevmedimki...İbrahim Sadri...

• 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

9/10/2008 - Kıraç........ Gönül.............

İlgili aramalar: müzik -  kıraç - gönül -  kıraç -  gönül -  rock -  hits
• 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

26/3/2008 - Allah'ıda görmeden sevmiyormuyuz?....................

      Kıskançlıklarla, kuşkularla, hesaplaşmalarla süren sancılı bir aşkın orta yerindeki bir birliktelikten sonra adam birlikte oldukları odadan çıktığında başlayan bir hava bombardımanında ev isabet alıyor ve adamın biraz önce geçtiği bölüm çöküyor.
Daha iki dakika önce koynunuzda olan birinin yok olduğunu görüyorsunuz.O korkunç anda kadın yaşadığı çaresizlik karşısında, hiçbir zaman inanmadığı  ALLAHA  sığınıyor.
....."Dizlerinin üstüne çöküp yalvarıyor."İnandır beni" diyor, "o yaşarsa sana inanacağım. Ona bir fırsat tanı. Bırak mutluluğuna sahip olsun. Bunu yap, inanacağım sana." Ve Tanrı'yla bir pazarlığa oturup en çok sevdiğini geri alabilmenin karşılığında Tanrı'ya en çok sevdiğini vermeyi öneriyor. Eğer biraz önce o kapıdan çıkan erkek yeniden o kapıdan sağ olarak dönerse, o erkeği bir daha hiç görmeyeceğine söz veriyor Tanrı'ya."İNSANLAR BİRBİRLERİNİ GÖRMEDEN DE SEVEBİLİRLER, değil mi" diyor, "seni hayatlarında bir kere bile görmeden seviyorlar." Graham Greene, "Zor Tercih" isimli romanında, erkeğin dönüşünü gören kadının duygularını yalın bir dille anlatıyor.
....."O anda Maurice girdi içeri. Yaşıyordu. İşte şimdi onsuz olmanın ıstırabı başlıyor diye düşündüm ve yine kapının ardında ölmüş yatıyor olmasını istedim.'Kadın, sevdiği erkeğe kavuşmuş ve onu kaybetmişti.Ve onun yaşadığını gördüğü anda, biraz önceki pazarlığın ağırlığını fark edip, "keşke ölseydi" diyordu.Bundan sonra, bir insanı görmeden de sevmenin mümkün olup olmadığını öğrenecekti.Romandan yapılan filmde, "Allahı  görmeden seven insanların" birbirlerini de görmeden sevip sevemeyeceklerini, iki sevgili unutulması zor cümlelerle tartışıyordu.
- İNSAN SEVDİĞİNİ GÖRMEDİĞİNDE AŞK BİTER Mİ?
- Düşünsene, Allahı bir kez bile görmedik ama onu seviyoruz.
- Ama benimki o tür bir sevgi değil, Sarah.
- Belki de başka bir tür sevgi yok, Maurice.
Aşk, bir insanı Allahı  sever gibi sevmek mi, onu görmeden ama onu hissederek onun varlığına bağlı kalmak mı?
Bir dokunuşa, bir bakışa, bir sese, bir işarete muhtaç olmadan, onu besleyecek bir bedene, bir vaade, bir ümide ihtiyaç duymadan, tek başına da sürebilecek kadar güçlü bir sevgi mi aşk?'Sevmeye devam edebilmek için onu görmeliyim' demeyecek kadar büyük bir iman, büyük bir bağlanma mı? Bir ruhun bir başka ruha sarılması ve bu sarılışı bir bedene gerek duymadan da sürdürebilme mi? 'Allahı görmeden  seviyorum, öyleyse senide görmeden sevebilirim' diyebilmek, böylesine korkunç bir bağlılığa rıza göstermek mi aşk? Peygamberler bile Tanrı' ya bir kere yüzünü göstermesi için yalvarırken, hiç görmeden de ruhunu bir başka ruha adamak mı? Hayatın içinde, insanların sevmek için görmeye ihtiyaç duyduğuna şahit oluyoruz; kaybedişler unutuşları da getiriyor; bir bedenin aracılığı olmadan bir ruha bağlılığımızı da çok sürdüremiyoruz, bütün inançsızlar gibi sevgimizin sürmesi için bir kanıt görmek istemeye çok yatkınız.'Belki de sevmenin başka türü yoktur' diyen birilerinin romanların, filmlerin arasında dolaşması ve bizim o insanları hayatta da bulacağımıza dair ümidimiz, bizi aşka doğru çeken.Böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar yazıyor, böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar okuyoruz.Neredeyse bütün hayatını kendi inancıyla dövüşerek geçiren Graham Greene'in 'Tanrı' yı görmeden seviyorlar, ben de onu görmeden severim' diyen bir satırı yazması, bize aşkın çekiciliğini yaşatan. Bu satırı okumak, bunun gerçek olabileceğine inanmak, bu hayali benimsemek, bizim sıradan hayatımızı, bizim yaşadığımızdan daha renkli, daha çekici, daha heyecanlı kılan,  sizi, bunu söyleyebilecek birinin varlığına da inandırır ve o inançtır ki, bence, sizin hayatınıza mana katan.Aynen, 'Allahı   görmeden sevmek' gibi siz de bir insanın başka bir insanı hiç görmeden sevebileceğine, o insana hiç rastlamadan inandığınızda, romanların size itaat ettiği o kutsal topraklara girmek için, o toprakların sınırlarında içiniz ürpererek dolaşmaya başlarsınız. Birisi tarafından öyle sevilmek istersiniz. Ve birisini öyle sevmek. Ancak o zaman, gerçek bir mümin gibi, çekilecek olan acıları değil,  Rabbi  olan bir kainatta yaşamanın mucizesinin fark edersiniz. Acı  dolu bir mucize.'Keşke inanmasaydım' dedirtecek, 'keşke onu böyle sevmeseydim' dedirtecek bir mucize.Ama bütün acısına, bütün kederine, bütün yalnızlığına rağmen vazgeçilmeyecek bir mucize.
O mucizeyi görenlerin ondan kolay kolay kopabileceklerini sanmam. İnsanların bütün nankörlüklerine, alaylarına, hor görmelerine, inanmamalarına karşın tek başına kendi inancıyla yaşayan, kendi inancının yüceliğinde diğer insanların zavallılığını, yetersizliğini, aşksızlığını görüp, onlar için üzülen ve kendi sevgisine sıkı sıkıya tutunan bir ahir zaman peygamberi gibi, başkalarına bomboş gözüken bir çölde, o çölün boş olmadığını hissederek yürürsünüz.Sizin bu yürüyüşünüz, bir gün bir romanda ya da bir yazıda bir satıra dönüştüğünde, sizinle alay eden nice insanın çorak ve loş hayatına sizin hayatınızdan bir ümit ve ışık sızar. Büyük bir ödülün ve büyük bir cezanın sahibisinizdir. Sevdiğinizden ayrı kalmanın yakıcı cehennemi cezasının yanında, "Ahde vefa gösterip nefsinin dizginlerini elinde tutabilen şahsiyet olmakla ödüllendirilmiş olursunuz.
Allaha inananların hepsi Allahı görmeden duymadan dokunmadan büyük bir aşkla seviyor, buna rağmen çoğu, bir insanın bir başka insanı hiç görmeden sevmeyi sürdürebileceğine inanmıyor. Ben se ALLAHA  inanan Graham Greene' e inanıyorum, 'bir insan başka bir insanı hiç görmeden de sevmeyi' sürdürür. Benim inancımı paylaşanlar, bir gün öyle sevmeyi ve öyle sevilmeyi bekleyecekler, bu inanç, onların içinde kapatıldıkları küçük hayatların sınırlarını yıkıp onları vaat edilmiş hayallere taşıyacak.
Bir gün biri onlara diyecek ki:
- Belki de başka tür bir sevgi yok.  Maurice.........

Alıntı

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

29/2/2008 - Yüreğine Dokunamadığım....

Sen
Toprak altında çimlenen tohum
Sen
İçtiğim su aldığım hava
Sen

İçimde yandıkça yanan
Bir sevda
Sen
Arayıpta bulamadığım
Sen
Uzanıpta tutamadığım
Sen
Yüreğine dokunamadığım
Sen
Özleyipte kavuşamadığım
Sen
İşte öyle bir duygusunki içimde
Hissedipte anlatamadığım.
Sen
Çıkmaz bir sokaksın bende
Bir yol bulup çıkamadığım............

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

3/2/2008 - Çiçek ve Su .....Anlaşılamadığın bir dünya ve sen.......

Günün birinde, bir çiçekle su karsilasirlar ve arkadas olurlar. Çiçek bu arkadasliktan o kadar
mutludur ki zaman içinde Su'ya asik olur. Içi içine sigmaz olur,ilk kez asik olmustur. Bu sevgisini
herkesle paylasmak ister, etrafa güzel kokular saçmaya baslar.
Bir süre sonra Su da Çiçek'e karsi bir seyler hissetmeye baslar zamanla far keder ki o da asiktir. Su
da ilk kez asik olmaktadir. Sevgisini nasil anlatmasi gerektigini bilememektedir. Günler birbirini kovalar ve Çiçek "Acaba Su beni sevmiyor mu" diye düsünmeye baslar. Su sevmesine ragmen ilgilenmemektedir.
Dayanamaz çiçek bir gün , "Seni seviyorum Su" diye seslenir. Su "Ben de seni seviyorum" diye cevap verir.
Aradan zaman geçer ve Çiçek gene Su'ya, " Seni Seviyorum" der. Su, "bende seni" diye cevaplar. Çiçek
sabirlidir... Bekler, bekler, bekler. Artik öyle bir hale gelmistir ki, etrafa koku saçamaz olur. Ve son kez Su'ya " Seni seviyorum" diye seslenir. Su'da, "Sana söyledim ya, ben de seni seviyorum" der. Ve gün gelir Çiçek yataklara düser, hastalanmistir artik, rengi solmus, sararmistir. Su'da basinda bekler, yardimci olmak için. Ama bellidir, artik Çiçek ölecektir ve son kez zorlukla basini döndürür, Su'ya
der ki: "SENI BEN GERCEKTEN SEVIYORUM." Çok üzülür Su, bir doktor çagirir. Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Muayeneden sonra doktor: "Hastanin durumu ümitsiz, artik elimizden bir sey gelmez."der. Su, merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olacak hastalik nedir diye.. Doktora sorar "Hastaligi nedir?", Doktor? söyle bir bakar Su'ya der ki "Çiçegin bir hastaligi yok dostum, bu Çiçek sadece Su'suz kalmis, ölümü onun için." der. Ve anlar ki Su, sevgiliye sadece "SENI SEVIYORUM." demek yetmemektedir. Bu sevgiyi göstermek gerekmektedir..

ALINTI

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

9/10/2007 - Hatırla sevgili..............

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

<- • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gönlüm uçmak isterken semavi ülkelere Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere N.F.K

Kategoriler

Arkadaşlarım

• Özkan Özdemir
• bizimada
• Blogcu Yardım
• gulpare81
• gullerderya
• benimkendidunyam
• ademdoger1