..........KARDELEN...........Ey Muhammed Ey Can Nadide Gülüm, Sen Yoksan Neylerki Dünyada Ölüm.

24/11/2009 - Hiç Düşündünüzmü Bu Yıl Neyi Kurban Edeceksinz?.............

      

 

     Hiç düşündünüzmü neden kurban kesiyoruz, diğer ibadetlerde de olduğu gibi Yüce Allahın bizim kesecegimiz hayvana mı ihtiyacı var? Her kim Hz. İbrahim'i ve Hz.İsmail'i yeterince tanıyıp anlamışsa, ve kendine rehber edinmişse muhakkak kurtuluşa erenlerden olmuştur.

      Kurban da amaç Hz. İbrahim gibi en sevgiliyi Allah yolunda adamak değil midir? Allah için vazgeçilmezinden vazgeçmek değil midir? Allah'a olan sevgimizi kanıtlamak için, diğer sevdiklerimizi ve korkularımızı bıçak altına yatırmak değil midir? Aksi halde bir hayvanı kurban etmek nefse kolaydır. sadece cebinden bir miktar para eksilir.


     Oysaki yürekten birşeyler gitmedikçe, yürek kendisinden ayrılanın acısıyla yanıp kavrulmadıkça, ve bu acıya sadece Allah için sabretmedikçe, kısacası bedeli yüreğimizle  amellerimizle ödemedikçe sizce bizim sadece KESİLEN BİR HAYVAN olan kurbanlarımızın Allah katındaki degeri tam yerini bulmuş mudur?

    İşte biz kurbanlarımızı bir hayvanı bıçak altına yatırmak olarak eda ettiğimiz için, bizim yaşantımızda hiç birşey değişmedi. Hep vazgeçemediğimiz sevgilerimizi ve korkularımızı adeta ilah edindik;

     (FURKAN 43)- Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü?

     (HİCR 95)-" Ki onlar, Allah ile beraber başka ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.

    (İSRA 22)-" Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun. " Yada Allahın hoşuna gitmeyen kötü amellerimizle hep barışık yaşadık. Ve her yıl bir hayvanı kurban etmeklede sadece kendimizi bir ibadedi yapmış olmanın rahatlığıyla avuttuk. Bilmedik ki sadece avunduk. Acaba Allahın bizden istediği sadece bir hayvan kesmemiz miydi?


(Hacc 37)- Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele


      Bunca yıldır hep Allah'a hayvanları kurban ettik oysaki Rabbimizin bizden beklentisi TAKVA mızdı. Biz takva elbiselerimizi giymeyişimizden ötürü, yaktı çıplak tenimizi güneş, dondurdu soğuk, yaralayıp geçti küfrün dikenleri  çünkü korumasızdık . Bunca acılarla yoğrulurken hayatımız Allah'ın rahmetini şuursuzca bekledik  ve o rahmet inmedikçede çoğumuz isyan ettik. Hz. İsmail'e inen rahmet (KOÇ) neden her yıl kurban kestiğimiz halde bizede inmiyor diye sabırsızlandık.. Ama  şeytan bize hep unutturdu bu rahmetin inmeyişinin bizim kadere rızada ve Allah için bedel ödemede Hz. İbrahim ve Hz. İsmail. olamayışımızdan olduğunu.    

     İnşallah bu yıl kurbanlarımızı Allah'ın katında makbul olan kurbanlardan seçeriz. Bu kurbanların canı canımızdan ayrılır ve cennette bize ölümsüz hayatı getirir, kanı yüreğimizden akar ve Allah'a ulaşırken hata, kusur ve günahlarımızı temizleyerek ulaşır. Bilmeliyizki vazgeçişlerimiz bizim cennetimiz olacak, Vermeden alamayız, bedel ödemeden sahip olamayız.


Artık düşündünüz mü bu yıl NEYİ KURBAN EDECEKSİNİZ ???

 

Bıçak altına yatırdığımız hayvanla birlikte Allah'ın hoşuna gitmeyen hangi amelinzi veya amellerinizi yatıracaksınız?

.....Allah'ın emirlerine karşı gevşekliğinizimi?

.....Haramlara karşı meylinizimi?

.....Helal olmayan arzularınızı, tutkularınızı, şehvetlerinizimi?

.....Dünyaya olan aşırı sevgi ve bağlılığınızımı?

.....Allah'tan korkar gibi korkup ibadetlerinizi aksattığınızı veya yapmadığınız TAĞUTlarınızımı?

.....Allah'ı sever gibi sevipte sevgisinden sarhoş olduklarınızımı?

.....Dedikodu yapan, konuştukça yaralayan kıran, inciten, kalp kıran dillerinizimi?

.....Allah'tan gelen musibetlere karşı sabırsızlığınızı isyanınızımı?

 

Artık düşündünüzmü bu yıl Allah'ın hoşuna gitmeyen hangi yanınızı KURBAN EDECEKSİNİZ.....?????.....

 

nazlı yenidünya

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

26/8/2009 - Dokun Hayatıma Rahmetinle Dirileyim.............................

 

     Geçen yıl ramazan ayının son günleriydi. Akşam ezanına bir saat olmasına rağmen gazi hastanesinde MR çektirmek için sıramı bekliyordum. Benimle birlikte yaklaşık beş veya altı hasta daha bekliyordu.  Benim yanımda yirmi yaşlarında bir delikanlı onun yanında annesi ve babası oturuyordu. Annesi çantayı açıp oğluna ve kocasına yiyecek bir şeyler uzattı yemeye başladılar. Diğer hastalarsa söylenmeye başlamışlardı. Şu saat oldu hala sıra gelmedi üstelik orucuz, bize sabaha sıra gelmez diyorlardı. Yanımdaki delikanlı bir den annesine dönerek. “ Anne oruç ne demek? İnsanlar neden oruç tutarlar?  Annesi ise bilmiyorum dedi. Babasına sordu babası ise tam bilmiyorum ama din öyle emrettiği için olmalı dedi. Delikanlı babasına din niye öyle emretmiş bir din niye insanların aç kalmasını ister ki ? baba başını salladı, delikanlı ve babası aynı anda bana doğru baktılar. Hastalar içinde benden başka örtülü yoktu sanırım bunun için olmalı ki sorularının cevabını benden bekleyip bana bakışlarını dikip sessiz ama bakışlarıyla benden cevap beklediler. Önce hiç duymazdan geleyim dedim ama çocuklarına cevap veremeyen anne baba bakışlarını üzerimden çekmeden benden bir açıklama bekliyorlardı. Niyetleri neydi bilmiyordum belki cevap veremeyip rezil olmamı, içeriğini bilmediğim bir dini körü körüne yaşadığımı görüp eğlenecekler miydi, yoksa gerçekten merak mı etmişlerdi. Durum ne olursa olsun ben orucun mahiyetini açıklamaya karar vermiştim ve söze başladım.

     Orucu farklı yönlerden ele almalıyız;

1)      Orucun psikolojik etkileri: İnsanoğlu hayatının her döneminde arzu ve isteklerinin esiri olmuştur. Gözünün gördüğü, gönlünün arzuladığı, canının çektiği her şeye sahip olmak ister. Ama hayatın gerçekleri her zaman buna müsaade etmez. İstediğini elde edemeyen nefiste şu belirtiler ortaya çıkar.

a) İstediği ile arasına giren sebeplere kızgındır.

b) Kendi sahip olamadıklarına başkalarının sahip olduğunu görünce o kişileri kıskanır ve düşmanlık duyar.

c) Hırslanır ve arzularına ulaşmak için öyle an olur ki, ahlaki, vicdani ve meşruu sınırların ötesine geçer toplumun düzenini bozar.

d) arzusunu elde edemeyişinden hayata küser.

e) Çoğu zaman istediklerini elde edemeyişini kendi beceriksizliğine bağlayıp sürekli kendini suçlar ve kendiyle barışık değildir, bu durum onda aşağılık kompleksi geliştirir. Bütün bu olumsuzluklar insan psikolojisini bozar ve bizi çağın hastalığı olan depresyona sürükler.

Oruçlu bir kişi nefsinin istek ve arzularına otuz gün boyunca sabreder. Meşruu olmayan halleri bir kenara bırakın, helal olduğu halde eşine dokunmaz, mutfağındaki yiyeceklere dokunmaz,  çok kızgın olsa bile orucun şartı gereği susar. Kendi nefsine harcama yapmak yerine fakirler için harcama yapmayı ön planda tutar. Zoru başarmak sabırla olur, sabırsa irademizi güçlendirir. Güçlü bir iradeye sahip olanlar öyle her zorlukta yıkılıp dağılmazlar. Ellerinde olanla mutlu olmayı bilirler, Kendilerini nefislerine teslim etmeyip, nefislerinin dizginlerini kendi ellerine almışlardır, bu yüzden daha sakin daha huzurlu bir yaşamları vardır. Hem kendileriyle hem hayatla barışıktırlar. Akşam iftar sofrasına oturduğunda zoru başarmanın keyfini yaşar. Bir görevi yerine getirmiş olmanın hafifliğini  Allah’ı razı etmenin huzurunu yaşarlar. Bir fakirle paylaşmışsa rızkını onun gözlerindeki pırıltıyla aydınlanır yürekleri. İftar sofrasında yeniden keşfeder ekmeğin suyun değerini zira açlıktan kıvranan insana bütün dünya nimetlerini sunsanız diğer yanda da ekmek ve suyu, kesinlikle birincil ihtiyacı olan ekmeği suyu tercih edecektir. İşte oruç bütün dünya nimetlerinin sıfırlandığı iftar sofrasında bir dilim ekmeğin insan mutluluğu için yeniden keşfidir. Bu yüzden İman edenler her yemek sonrasında içinde bulundukları olumsuzlukları bir yana bırakıp, Rabbim bu günde karnımızı doyurdun hamdolsun sana derler. Kaderlerine razı hallerinden hoşnutturlar.

2)      Orucun sosyal etkileri: Oruç yeme içme yasağıyla, açın ve açlığın yeniden keşfidir. Fakir için bir kase çorbanın aslında büyük nimet olduğunu anlamanın, zengin için ise fakirin halini anlamanın yoludur oruç. İnsan kendi bünyesinde bizzat yaşamadığı hiçbir şeyi anlayamaz. Tanışık olmadığı hiçbir duyguyu kavrayamaz. İnsanlar topluluk halinde yaşar bir bireyin yaşadığı olumsuzluklar ister istemez tüm toplumu etkiler. Aç ve çaresiz biri kendine yardım eli uzatılmıyorsa mutlaka yolsuzluğa hırsızlığa başvuracaktır buda toplumun huzurunu bozacak. İnsanlar güvensizlik, kuşku, korku ile iç içe yaşayacaktır. İslam sosyal bir dindir bu yüzden İslam’ın olmazsa olmaz şartıdır zekat ve sadaka. İslam’ın özüdür paylaşmak ve sosyal düzeni sağlamak. Açın halini anlamanın en güzel yoludur oruç.

3)      Orucun toplumsal huzur açısından etkisi: Oruçlu insan yeme içme yasağının yanı sıra dilini kontrol altına alıp; kırıcı, yaralayıcı, kışkırtıcı, yalan, iftira ve dedikodu mahiyetinde sözlerden uzak durur. Gözünü haramdan korur. Rızkını haramdan korur. Elini ve bedenini haramdan korur. Adaletli, merhametli, cömert saygılı, anlayışlı ve sevgi doludur çevresine karşı. Oruç toplum huzuru açısından bütün bu güzel hasletlerin yaşandığı en yoğun dönemdir. Otuz gün bu güzel değerlerin pratiğini  yapan bireye artık hayatı boyunca bunları yaşamak zor gelmez,  toplumsal ahlak ve huzur böylece sağlanmış olur.

4)      Orucun sağlığımız üzerindeki etkileri: "Oruçlu insanda uyarılan salgılar azalır. Mide, bağırsak sistemi istirahata çekilir. Yani bir ay süresince bu sistem kendini yeniler ve organize eder. Diğer zamanlarda çokça tüketilen sigara, alkol gibi zararlı maddelerin daha az alınması da bu sistemin yenilenmesini hızlandırır. Bu da direkt olarak mide, bağırsak ve karaciğeri hem dinlendirir, hem de kendilerini yenilemelerine fırsat verir" Sürekli yeme alışkanlığından kaynaklanan obezite (şişmanlık) hastası olanların vücutları dinlenir ve yeme alışkanlıklarını düzenlemeleri için bir fırsat doğar. İnandığı dinin gereği olan bir ibadeti yerine getirmiş olmanın huzurunu yaşar. Bir psikoloji dergisinde dünya bazındaki verilerde bir dine inananların ve bu dinin gereğini yerine getirenlerin psikolojik açıdan daha sağlam oldukları ifade edilmektedir.

Delikanlı anne ve baba büyük bir şaşkınlıkla dinleyip, baba zor duyulur bir sesle, meğerse oruç ne kadarda önemli bir ibadetmiş doğrusu insan hiçbir kavram üzerinde detaylı düşünmediği için her şeyin anlamı havada kalıyormuş dedi. Anne ise samimi olduğuna inandığım bir sesle teşekkür ederken beni gülümseten delikanlı oldu. Elinde yarısını yediği sandviçi annesine uzatıp bunu ezandan sonra yesem olur mu? dedi.

Nazlı yenidünya

• 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

23/8/2009 - Kuran'ı Kerim de ayetlerle insan ve özelliklerinin tanımı...

             Allah'ın ayetlerinde İnsan ve özellikleri
10/19- İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.
100/1,2,3,4,5,6- Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
100/7- Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.
103/1,2- Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.
103/3- Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).
16/4- Allah İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir düşman  kesilmiştir
33/72- Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
12/53- “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.
14/34- O, İstediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.
17/100- De ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir.”
17/11- İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.
17/67- Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.
18/54- Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.
2/204- İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Halbuki o düşmanlıkta en amansız olandır.
2/205- O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.
2/206- Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!
2/207- İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah kullarına çok şefkatlidir.
21/37- İnsan çok aceleci (tezcanlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim.2 Şimdi acele etmeyin. 2
30/36- İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
30/8- Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkar ediyorlar.
31/20- Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır.
31/6- İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
4/27- Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.
4/28- Allah sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
42/48- Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa o zaman da insan pek nankördür.
43/15- Böyle iken (“melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle) kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.
7/181- Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.
70/19- Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.
70/20- Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.
70/21- Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.
70/22- Ancak, namaz kılanlar başka.
70/23- Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.
76/2- Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.
76/3- Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kateder.
80/17- Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o!
80/18- Allah onu hangi şeyden yarattı?
80/19- Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.
82/6,7,8- Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?
89/15- İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.
89/16- Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der.
89/17- Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.
89/18- Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
89/19- Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.
89/20- Malı da pek çok seviyorsunuz.
90/1,2,3,4- Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
96/6,7- Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.
39/3- İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. Onu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.
46/5- Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler.
4/116-
Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.
11/3- Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.
66/8- Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Belki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler.
.......................................................
• 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

27/7/2009 - Aşk gibi birşeydi sonu hüsranla biten...sadece birkaç eldi Rabbi



         Tebdili mekânda ferahlık vardır demiş sevgili peygamberimiz. Son altı aydır ailece yaşadığımız sıkıntılardan belki bir nebze ferahlama olur düşüncesiyle, evden biraz uzaklaşmak iyi olur dedik. Ufaklığa aşk nedir desem İstanbul der. Bu sebepten gideceğimiz yer İstanbul oldu. Piyer loti de çaylarımızı yudumlarken, haliç in eşsiz güzelliğine tepeden bakış muhteşemdi. Boğazda balık, Sarıyer de börek,  Çamlıca tepelerinden İstanbulu seyretmek,  ve boğazın eşsiz güzelliğinde vapurla tur yaparken birde yağmur damlaları denizde hareler oluşturdukça ufaklığa hak vermemek mümkün değildi.Gerçektende İstanbul Aşk gibi bir şeydi, sizi sarıp sarmalayan, güzelliğiyle sarhoş, sonunda da tutsağı eden.

         İstanbul a gidip çarşı pazar gezmeden olurmu, her hanım gibi bizide kapalıçarşının ışıltılı vitrinleri kendine çekmişti. Öğleye kadar alışveriş yapıp öğle namazını büyük bir hevesle Sultan Ahmet Camiinde kılmayı planlamıştık. Yanımızda İslam kimliğini yeni bulmaya  çalışan, namaza henüz başlamış Allah adı anıldığında yıllardır kaybettiği bir yitiğini bulmuş gibi heyecanlanan birde misafirimiz vardı. Aylardır ona İslam’ın, Müslümanların güzelliğini gösterme çabasındaydık. Geçmiş hatalarına tövbe etmek istediğinde bunu bir camide yapmayı düşünmüş mescitler Allahın evidir camide Allaha daha yakın olurum belki demiş, Ankara Kocatepe camiinde tövbe namazı kılmıştı. İstanbul denince bir Müslümanın aklına hep evliyaları camileri manevi atmosferi gelir, bu yüzden misafirimiz için Sultan Ahmet Camiinde namaz kılmak çok heyecan vericiydi. Ezana yetişelim ve cemaatle namaz kılalım diye sabırsızlanıyordu.

        Öğle ezanına on dakika kala Sultan Ahmet camiinin avlusundaydık. Bu anı asla unutmamalıyım diyordu misafirimiz, resimler çekiyordu. Heyecanla çıktık merdivenleri onlar benden önce camiye girdiler, tam ben kapıdan içeri girmek üzereyken kapıda duran güvenlik bana doğru eğildi bir şey söyleyecek sandım durdum, söyledikleri kanımı dondurdu, sanki sokaktaki hafif bir kadına laf atar gibi resmen laf attı. Allahın mescidlerinde bile güvende değilsek, yüzde doksandokuzu müslümanım diyen ülkenin islamı ne kadar anlayıp yaşadığı işte ortadaydı.Orada olay çıkarsam cemaat namaza durmak üzere ve çocukların morali bozulacak. Allah seni ıslah etsin demekle yetinip hemen içeri girdim. Bu arada ezan okundu.Misafirimin gözlerinde şaşkın bakışları vardı bir hayal kırıklığı gözlerinden okunuyordu, sebebinin ne olduğunu anlamama rağmen konuşacak zaman yoktu ve hemen namaza durduk. Namazın bitiminde hüzünlü bir şekilde gözlerim doldu ve Mehmet Akif Ersoy’un şu şiiri geldi aklıma;

           UMARMIYDIN

Umarmıydın:Mabedler,ibadetler yetim olsun
Ezanlar arkasından ağlasın bir nesl-i me'yusun?
Umarmıydın;Cemaat bekleyip durdukca minberler.
Dikilmiş dört direk görsün,serilmiş bir yığın mermer.
Umarmıydın:Tavanlar yerde yatsın,rahneden bitab?
Eşiklerden yosun bitsin ,örümcek bağlasın mihrab?

 

Misafirimle göz göze geldik, Çok şaşırdım normal camiler belki olabilirdi ama ben Sultan Ahmet Camiinin çok dolu olacağını umuyordum doğrusu çok üzüldüm hayal kırıklığına uğradım dedi. Koca camide erkekler önde iki saftı kadınlarda kısa tek saftı. Ve içeride müslümandan çok ecnebi vardı resim çeken. Sanki Mehmet Akif bu nesli bilir gibi yazmış bu şiiri dedim içimden ve aylar öncesine gitti düşüncelerim.

          Ocak ayıydı ve biz yine bir haftalığına İstanbul’a gelmiştik. Gazze saldırıları son hız devam ediyordu, en azından bizim çevremizdeki Müslümanlar acaba ne yapabiliriz derdindeydiler bir yandan mitingler İsrail ürünlerini sıkı boykot ve filistine yardım götürme derdindeydiler. Arkadaşım;… yarın sabah namazında (M....) hoca Filistin için dua çağırısında bulunmuş gidelim mi? Dedi. Aaaa sorulurmu tabii ki Allah izin verirse gidelim dedim. Yer bulamayız korkusuyla gece saat dört civarı evden çıktık. Biz vardığımızda birçok Müslüman Sultan Ahmet caminin avlusundaydı. Camiyi açacak görevli geç geldiği için avluda toplanmaya başladık. Gökyüzünde müthiş bir berraklık vardı hava çok keskin soğuk olmasına rağmen gökteki yıldızlar sanki kucağımıza düşecek gibi yakın görünüyordu. Güneşin 7.30 civarında doğduğunu düşününce bu saatte uyanık olmaması gerekirdi kuşların ama çok ilgimi çekmişti üzerimizde sürü halinde kuşlar sanki kimseyi rahatsız etmek istemiyorlar gibi kısık sesle cıvıldaşıyorlardı. Arkadaşla çok şaşırmıştık uçup gitmiyorlar üzerimizde öylece sürü halinde bekliyorlardı. Şu ayet geldi aklımıza.. Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir. (NUR SURESİ / 41) Sanırım kuşlarda duaya iştirak edecekler diye hayretle seyrettik.

     …Beni en duygulandıran manzara ise henüz dört aylık bebeğiyle yanımda soğuktan titreyen anne baba olmuştu. Bebek mütemadiyen ağlıyordu. Dakikalar ilerledikçe camiinin avlusunda koro halinde her bir yerden bebek ağlamaları gecenin sessizliğini deliyordu. Yanımızda bir yaşlı söylenmeye başladı;….şimdi bu bebek ağlamalarından namazı da doğru dürüst kılamayacağız, niye bebekliler gelirler ki çocuklarına damı acımazlar, dedi. Bebeğin annesi cevap verdi; amca Filistin de bebekler ölüyor benim bebeğim sadece ağlıyor, bir gece uykusuz kalsa ve ağlasa ne olur ki. Bizim elimizden duadan başka bir şey gelmiyor neden bizi bundan mahrum etmek istiyorsunuz deyince yaşlı özür diledi. Annem dünyada en değerli varlık evlat derdi. Bu çiçeği burnunda anne babaları bebekleriyle gecenin en karanlık ve soğuk saatinde buraya toplayan neydi???...İşte camiye girdiğimizde bu sorunun cevabını (M......) hoca  şöyle verdi;

………Ey Müslümanlar lütfen sıkışın caminin avlusu giremeyen kardeşlerinizle dolu lütfen sıkışın onlara da yer açın. Çağırımıza icabet ettiğiniz için Allah sizden razı olsun, fakat yinede soruyorum size, gecenin bu saatinde sizin sıcak yatağınızdan kalkıp yaşlı genç bebek demeksizin buraya toplanmanız için illa da bir zulme uğramamız mı gerekirdi. Allaha hakkıyla kul olmak için, Allahın mabetlerini doldurmak için, hele de uykuya yenik düşen kardeşlerim sabah namazına kalkmamız için illa da üzerimize kurşunlar mı yağması bebeklerimizin mi katledilmesi gerekirdi. İbadetle namazla kullukla doğrulması gereken bellerimiz neden hep zulümle, yaşadığımız acılarla doğruluyor bunda bir terslik yokmu? Biz normal zamanlarımızda Allaha hakkıyla kulluk etmiş olsaydık, sırtımızı tam bir teslimiyetle Rabbimize dayamış olsaydık, tağut lara değil de Rabbimize kul olsaydık, hangi güç bize galip gelebilirdi ki? Tek bir insan bile olmaksızın ebabil kuşlarıyla Kabeyi koruyan, Ebrehenin ordularını yerle bir eden..(fil suresi) Rabbimin gücü israile yetmezmiydi?. Kulun başına gelen ellerinin etiklerinden dolayı değilmidir?... Size ne musibet dokunmuşsa, bilinizki bu kendi ellerinizle işlediklerinizden dolayıdır. (EŞ ŞUARA /30) .Her şeye rağmen Rabbim tövbeleri kabul edendir. Ve buyuruyorki; …Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir. (BAKARA SURESİ / 153)…Öyle ise namazın çağırısı olan ezanda söylendiği gibi…Hayye ale`s-Salâh Hayye ale`s-Salâh: Haydin namaza!

Hayye ale`l-Felâh Hayye ale`l-Felah : Haydin kurtuluş ve felâha!

Allâhu Ekber Allâhu Ekber : Allâh en büyük ve en yücedir.

Lâ ilâhe illâllah. : Allah`tan başka hiçbir ilâh yoktur.  Demekki .Felaha ermenin yolu namazdan geçiyor Salah (namaz) ı olmayanın felahı olmaz, deyip tekbir alıp namaza başlamıştı. Okuduğu sureleri öyle özenle seçmişti ki hep Rabbimin affını ve rahmetini yardımını vaat ettiği surelerdi. (M....) hoca bu sureleri okurken gözyaşlarını tutamıyor, cami avlusunda koro halinde ağlayan bebeklerin Allahın hikmetiyle çıtları çıkmıyor ve o derin sessizlikte kullar kıyamda, gözyaşları sel oluyor bu seferde cemaatin koro halinde hıçkırıkları yükseliyordu semaya. Camiyi inleten hıçkırıklar devam etti sabaha kadar kıyamda rükuda secdede. Hayatım boyunca böyle huşu içinde kıldığım ikinci bir namaz hatırlamıyordum. Dualar gün doğana kadar devam etmişti. Ertesi gün haberlerde İsrail’in ateşkes ilan ettiğini duyan ufaklık sevinçle koşarak geldi ve; duanın gücüne bir kez daha şahit oldum sen çok haklıydın bu ayeti sık hatırlatmakta dedi….De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (FURKAN SURESİ / 77)… Rabbime bir kez daha sonsuz hamdler etmiştim beni ufaklığa karşı yine mahcup etmediği için.

          Çocukların kalk çıkalım artık sözleriyle kendime geldim. Tekrar cami içine daldı gözlerim insanlar bir müzeyi gezer gibiydi dua dua açılması gereken eller mütemadiyen resim çekiyordu ve tekrar dua etmeye başladım;… Rabbim ümmeti uyandır, sana olan kulluğumuzu bize musibet vermedende hatırlat, bize sağlam bir hidayetle hidayet et ve kalplerimizi kaydırma, ayaklarımızı dinin üzere sabit kıl. Bizi şeytanın hileleriyle darmadağın edipte zalimlerin zulmüyle tekrar toplama, bize birlik ver, hatalarımızdan dolayı bizi bizden olmayanlarla cezalandırma, kalplerimizi düşüncelerimizi, hallerimizi kudret elinde sımsıkı tut bizi bize bırakma. Eyy alemlerin Rabbi, zalimlerin, iblisin ve muttakilerin Rabbi biz kendimizi unuttuğumuzda sen bizi unutma, bizi rahmetin ve mağfiretinle kuşat……. Aminnn…..

 

Nazlı Yenidünya



• 4 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

1/4/2009 - İlk Puta Tapmanın Tarihçesi.................................

     İlk puta tapmanın tarihçesi şudur;
Şeytan, şeytanlığını yapabilmek için, insanların zihnine girebilmek için kendine hep bir yol arayıp bula gelmiştir...
Bir zamanlar..., Allah'tan sakınan, gece gündüz ibadet eden birçok kimse vardı.
Onlar Allah'ı sever,  Allah'da onları severdi. Allah onların dualarını geri çevirmezdi.

Allah'ın bu sevdiği seçkin kullarını insanlarda sever ve sayardı.

Şeytan'ın işi zordu. İnsanoğlunun ayağını kaydırmak  zordu.  Bu salih kullar şeytanın yoluna sürekli engeller   koyuyor,  şeytanın hilelerine karşı halkı bilinçlendirip Allaha hakkıyla kul olmanın yollarını öğretiyorlardı.

Ama şeytan bu  durur mu?  Durmaz tabi...  Düşündü düşündü ve bir gün fırsatını buldu.  Bu Allah dostları, hak tecelli edip vefat etmeye başlayınca, şeytan ın aklına halkı doğru yoldan saptırıp Allaha şirk koşmalarını sağlamak  için parlak bir fikir gelmişti. Hemen harekete geçti.  Onların içine girmiş ve halka her fırsatta ölmüş olan Allah dostlarını  hatırlatmaya başlamıştı... ve soruyordu Allah dostlarını kasdederek;

- Şunu, şunu nasıl bilirdiniz?

- Allah Allah. Sorduğun soruya bak. Nasıl  bileceğiz? Onlar Allah'a çok bağlıydılar. Duaları geri çevrilmezdi.

-Evet doğru söylüyorsunuz onlar hayattayken gider onlara akıl danışır onlardan sizin sıkıntılarınız için dua etmelerini isterdiniz. ama artık onlar aranızda yok, onların yokluğuna  ne kadar üzülüyorsunuz?

- Çok çok.. Tarifi mümkün değil.

- Öyleyse onları görmek isterdiniz değil mi?

- Hemde nasıl!

- Niçin onlara hergün bakmıyorsunuz?

- Ne demek istiyorsun? Hiç mümkün olabilir mi? Onlar vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar.

- Siz de onların resimlerine bakın!

Şeytan'ın bu sözleri halkın beğenisini topladı!

Bunun üzerine o salih insanların resimlerini yaptılar  ve hergün o resimlere bakmaya başladılar,  böylece ayrılık özlemlerini gideriyorlardı...

Şeytan onlara tekrar geldi ve dediki;
-Resimler zamanla yok olup gider ve sizden sonra gelecek olan nesil onları tanıyamaz bunun için onların heykellerini yapmalısınız...
 
Zamanla resimlerden heykellere geçtiler...

Bunları evlerine ve mabetlerine kadar her yere koyar oldular...

Resim ve heykelleri ilk yapan bu insanlar Allah'a ibadet ediyorlar.  O'na ortak koşmuyorlardı.

Bu heykellerin taştan yapıldığını,  yarar ve zararı olmadığını biliyorlar, ancak salih kullara  saygı gösterme amacıyla yapıyorlardı.

Gittikçe heykeller çoğaldı. Heykellerin çoğalmasıyla saygıda çoğaldı.

Heykellere saygı ve bağlılık gösterisinde bulunmak moda oldu. Öyle olduki,  salih bir kimse vefat edince, hemen heykelini yapmak bir görev haline geldi.

Nesiller geldi nesiller gitti.

Çocuklar torunlar babalarının ve dedelerinin heykellere tavırların görmüş,  onların önünde başlarını eğdiklerini,  saygı duruşunda bulunduklarını görmüşlerdi.

Boynuz kulağı geçer misali, çocuklar  saygıda babalarınıda geçtiler, secde etmeye, ihtiyaçlarını heykellerden istemeye başladılar.

Bu arada heykeller için kurban kesmelerde başlamıştı.

Sonunda heykeller putlaştı. İnsanların ihtiyaçlarını gideren tanrılar olarak kabul görmeye başladı. İbadet artık onlaraydı. Şeytan'ın tuzağına düşülmüştü.

...ve sonraları tanrılaştırılan Zeus bile Hz. İdris'in Atina'ya Tevhid inancını tebliğ etmesi ve halkı çok tanrıcılığın parçaladığı ahlâkî yozlaşmadan kurtarması için gönderdiği valiydi.

     Alah şirkin dışında dilediği günahınızı bağışlar ama şirki asla bağışlamaz diyordu "
Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (NİSA SURESİ / 48)yüce Kuranda ama bizler tarih boyunca şeytanın bu tuzagına hep düşegeldik ve hala düşmekteyiz.

     Şeytan bu oyununu günümüzde de devam ettirip birtakım şeyhlerin resimlerini evlerimizin baş köşesine asdırttı kalbimizin üzerinde taşıtıyor veya türbelerini kabirlerindeki dikili taşları kutsallaştırıp türbelerinden ve o salihlerin kabirlerinden yardım diler hale getirdi ümmeti. Oysaki ....
Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz. (FATİHA SURESİ / 4)...ayette iki kez vurgulyordu yardımın sadece ve sadece Allahtan dilenmesi gerektiğini.
     Ey kendisine ben müslümanım diyen nesil artık birilerinin peşine takılıp giden koyun olmaktan akıllarımızı başkasına kiraya vermekten kurtulmalıyız ve ebedi hayatımızı birilerinin ellerine değil sadece ve sadece Allaha teslim edelim kurana teslim edelim.  Anlamak ve yaşamak isteyen her insan için Kuran bir kılavuzdur her ne arıyorsanız onda bulursunuz...
(Ki o kuran) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir. (MÜ'MİN SURESİ / 54).....Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptır. (BAKARA SURESİ / 2)... İşte ayetin ışıgında şirkten uzak olup Allahın rızasına cennetine sapmadan gitmenin yolu doğru kılavuzdur ve inananlara Allah yeter kuran yeter  Allahın Resulu yeter. Ondan gayrısı ise sadece eğitici öğretici olarak kalmalı hayatımızda asla kutsallaşmadan..................

Nazlı Yenidünya

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

15/10/2008 - Şeytan ve Dostları........

ŞEYTAN VE DOSTLARI :

Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını
çağırmış.


Açılış konuşmasında demiş ki:
Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve
gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi ile sağlam
ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.

Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor.
Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş
ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve
elçisi ile bağlantı kuramasınlar..
Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün
boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları
şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?

Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların
kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..'
Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et !
Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece
hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman
geçirmelerini engelle!

Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar
meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi)
dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel
beraberlikleri kopacaktır. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:

Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve
dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tut! Araba
kullanma esnasında tefekkür etmelerini, Kadınların,
akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer
kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler bu sevgiyi
başka yerlerde arayacaklardır!

Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını
tavsiye et!

Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok
meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,
konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini
vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami
dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve dedikoduları
teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların
isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın
şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı
çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul
edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah'a,
Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu
plan başarılı mı?

ALINTI

• 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

18/3/2008 - Lezzetleri Yok Eden Ölüm Ve Sekerat Anı....

Lezzetleri   Yok  Eden  Ölümü  Tanımak…..

 

Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. (AL-İ İMRAN SURESİ / 185)

 

Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiç bir sözü anlamaya çalışmıyorlar? (NİSA SURESİ / 78)

 

Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkâr edenlerin

canlarını alırken görmelisin. (ENFAL SURESİ / 50)

 

  "De ki: Haberiniz olsun ki, o önünden kaçıp durmakta olduğunuz ölüm, (günün birinde aniden) mutlaka size gelip kavuşacaktır. Sonra gizli ve açık bütün şeyleri bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size neler yaptığınızı bir bir haber verecektir." (Cuma; 8)

 

Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiç bir şey vahyolunmamışken "Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen... (EN'AM SURESİ / 93)

 

Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz. (ENBİYA SURESİ / 35)

           

Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (MÜNAFİKUN SURESİ / 10)

O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (MÜLK SURESİ / 2)

   Unutmayalım! insanın dünyada yaşadığı hayatın her anının hesabını vereceği o büyük gün mutlaka gelecektir. Ölüm, dünya hayatının tüm güzelliklerinin son bulduğu bir andır.

 Bu konuda Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

   "Ölümün mü'mine verdiği acı ve ızdırabın şiddeti, üç yüz kılıç darbesinin ızdırap şiddetine eşittir." (İbn Ebi'd-Dünya) 

Bir gün Hz. Ömer (R.A) Ka’b (R.A)’a “Ey Kaab, bize,  biraz ölümden söz et.” deyince, Ka’b şunları söylemiştir: “Ölüm, insan oğlunun içine sokulmuş bir diken ağacına benzer. Bu ağacın her dikenli ucu, adamın damarlarından birine batmıştır. Bir süre sonra çok kuvvetli bir insanın o ağacı geri çektiğini düşün! Ağaç geri çekilince kopardığını koparır ve bıraktığını da bırakır.”

   ÖLÜM ACISI 

   Allah-u Zülcelal, Hz. Musa (A.S)'nın ruhunu kabzettiği vakit ona: “Ölüm acısını nasıl buldun?” diye sorduğunda Musa (A.S) şöyle cevap verdi: 'Tavada kaynatılan kuş gibi; uçamaz ki kurtulsun, ölemez ki rahat etsin.' Başka bir rivayette ise: 'Canlı canlı kasabın elinde derisi yüzülen koyun gibi.' demiştir.

   Şöyle denilmiştir: “İyilerin ruhu hamurdan kıl çekmek gibi, kötülerin ruhu ise diken ağacından tülbent çekmek gibi çekilir.” 

   Birinci olayda ruh yara almaz. İkinci olayda ise, yara alır ve delik deşik olmuş bir hale gelir. Aldığı bu yaralar kabir hayatı boyunca da ona azap çektirirler. Ruhu çekilmekte olan bir adam duyduğu acıyı şöyle terif etmiştir: “Gökler üstüme çökmüştür. Vücudum iğne deliğinden geçiyor gibidir.” 

   Hz. Ka'b şöyle demiştir: “Ruhun çekilmesi olayında sanki her tarafı dikenli bir çubuk hastanın ağzından içine sokulur ve dikenli dallar onun damarlarına yayılırlar. Daha sonra da kuvvetli bir adam bu çubuğu çekip çıkarır.” 

   Ruhun çekilmesi sırasında ölüm meleği de görülür. Bu melek, ölenin itikat ve amellerine göre değişik surette gelir. 

   Rivayete göre İbrahim (A.S) ölüm meleğine: “Bana kötü insanların ruhunu aldığın surette görün.” dedi. Melek: “Sen bu sureti görmeye dayanamazsın.” dedi ise de İbrahim (A.S.) ısrar ederek: “Dayanırım.” dedi. Azrail (A.S.): “Yönünü dön.” buyurdu. İbrahim (A.S.) döndü ve Azrail (A.S.)' i görünce, onu kapkara, saçı sakalı karışmış, pis pis kokar, siyah elbiseli, ağız ve burun deliklerinden ateş ve dumanlar fışkırır vaziyette gördü. Buna dayanamayarak düşüp bayıldı. Ayılınca Azrail (A.S.)' i eski suretinde gördü ve ona: “Bir günahkara, senin suratını görmek yeter. Başka bir azap ile karşılaşmasa da senin o suratın azap bakımından onun için yeterlidir.” dedi. İbrahim (A.S) bu sefer: “Bana iyilerin ruhlarını aldığın surette görün.” dedi ve meleği güzel bir surette görünce de: “İyiler için mükafat olarak seni bu surette görmeleri yeterlidir.” demiştir.

   İşte asilerin karşılaşacağı ve itaat edenlerin kurtuldukları zorluklar bunlardır. Allah-u Zülcelal' e itaat edenler Azrail (A.S)' i en güzel surette görürler. Amel defterlerinin kapatıldığı son anda, ölenin amelini yazan iki melek de ona görünürler. Ölen iyi kimse ise melekler ona: “Allah-u Zülcelal seni hayırla mükafatlandırsın. Sen bizi salih ameller yazmakla meşgul ve mutlu ettin.” derler. O kötü kimse ise, melekler ona: “Allah-u Zülcelal seni şerle cezalan-dırsın. Sen bizi kötü şeyler ve günahlar yazmakla meşgul ve mutsuz ettin.” derler.

   Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

   “Biriniz ni'met ve azap göreceğini öğrenmedikçe ve cennet ya da cehennemdeki yerini seyretmedikçe ölmez.” (İbn Ebi'd-Dünya)

   Bir kimsenin kendisini ölüm sekeratından selametli bir şekilde muhafaza edebilmesi, o vakit gelip çatmadan önce, Allah-u Zülcelal’ in emir ve nehylerini yerine getirmeye gayret ederse, inşallah rahat ve güzel bir şekilde bu dünyadan ayrılır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

 “O kimseler ki, melekler onların ruhunu rahat ve hoş bir şekilde alırlar.” (Nahl; 32)

  • Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, (27)
  • Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. (28)
  • Artık kullarımın arasına gir. (29)
  • Cennetime gir. (30)

 

Buyrun nasıl bir ölümle ölmek istiyorsanız siz tercih edin…..!!!

  

 


• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

27/2/2008 - Tevbe Etmedikçe Cehennem Biletimiz olan Günahımızı Tanıyalım.


       İki tür şirk vardır: Ulûhiyette şirk ve Rubûbiyette şirk.
       1)  Ulûhiyette şirk; kişinin ibadetinde, sevgisinde, korkusunda, ümidinde ve sığınmasında Allah'a ortak koşmasıdır. Bu Allah'ın tevbe edilmedikçe bağışlamayacağı şirktir.
       Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:«İnkâr edenlere, eğer vazgeçerlerse, Önceden yaptıkları günahlarının bağışlanacağını söyle!» ( Enfâl; 38)
Rasûlullah (s.a.v.)'in Arap müşrikleriyle savaşması da bu sebeptendi. Çünkü onlar, Ulûhiyette Allah'a şirk koşmuşlardı.


Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:«İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri ilah olarak benimseyenler ve onları Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden daha fazladır.» (Bakara 165)
«Onlara (putlara) bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz derler.» ( Zümer 3)
İlahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir, dediler.» ( Sâd 5)Yine şöyle buyurur:«Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere durmadan engel olan, mütecaviz, şüphe düşüren, Allah'ın yanında başka ilah olarak benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin azaba sokun.» ( Kaf 26)

       2)  Rubûbiyete gelince;onu ikrar ediyorlardı. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:«And olsun ki onlara: 'Gökleri ve yeri yaratan kimdir?' diye sorsan, 'Allah'tır' derler.» (Lokman 25)
«De ki: 'Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?' 'Allah'ındır' diyecekler. 'Öyleyse ders almaz mısınız?' de, 'Yedi göğün de Rabbi, yüce Arş'ın da Rabbi kimdir?' de. 'Allah'tır' diyecekler. 'Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?' de. 'Biliyorsanız söyleyin, her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?' de. 'Allah'tır' diyecekler; 'Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz' de.» (Mü'minûn 84-89)
Onlardan hiçbiri, putların yağmur yağdırdığına, âlemin rızkını verip onu idare ettiğine inanmıyordu. Şirkleri, zikrettiğimiz gibi, sadece Allah'a benzer tanımaları ve bu benzer tanıdıklarını Allah'ı severcesine sevmeleriydi. Bu da gösteriyor ki, kim Allah'tan başka birşeyi Allah'ı sever gibi severse, müşriktir. Nitekim bu durumu şu âyetlerde dile getirilmektedir:«Onlar orada (putlarıyla) çekişerek dediler ki: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz! Çünkü sizi âlemlerin Rabbine eşit tutuyorduk.» (Şuarâ 96-98)
       Aynı şekilde birinden Allah'tan korktuğu gibi korkan, Allah'tan ümit ettiği gibi birine ümit bağlayan ve benzeri tavırlar içerisinde bulunan da şirk koşmuş olur.
Şirkin ikinci türü olan Rubûbiyete şirk koşmaya gelince, şüphesiz hükümran ve müdebbir, veren ve alan, zarar ve fayda veren, alçaltan ve yücelten, yükselten ve alçaltan, her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabb'tır. Her kim veren ve alanın, zarar ve fayda verenin, yükselten ve alçaltanın Allah'tan başkası olduğuna inanırsa, Allah'ın Rubûbiyetine şirk koşmuş olur. Fakat kişi bu şirkten kurtulmak isterse, örnek olarak kendisine ilk verenin kim olduğunu düşünsün; verdiği nimetlerden dolayı ona şükretsin. Kendisine kimin iyilik yaptığını düşünsün ve buna karşılık versin.
Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:«Her kim size iyilik yaparsa, onu mükâfatlandırın. Verecek bir mükâfat bulamadığınız zaman onun için dua edin, göreceksiniz ki onu mükafatlandırmışsınız.» (Nesâî, Zekât 72; Ebû Dâvud, Zekât 38, Edeb 108; Ahmed İbn Hanbel, ll/68)
Nimetlerin hepsi yüce Allah'ındır. O, şöyle buyurmaktadır:«Size ulaşan her nimet Allah'tandır.» (İsrâ 20)«Hepsine, onlara da, Rabbinin lütfundan imdâd ederiz.» (Nahl 53)
Hakikatte veren Allah'tır. Rızıkları yaratıp düzenleyen, onları kullarından dilediğine yönelten O'dur. Kişiye nimetleri veren ve ona vermesi için başkalarının kalbini harekete getiren de yine O'dur , hem Evvel, hem de Âhirdir.
       Resûlullah (s.a.v.) 'in İbn Abbas'a söylediği şu söz de bunu desteklemektedir:«Bilesin ki ümmetin tamamı sana bir yarar vermek için bir araya gelecek olsalar, Allah'ın yazdığından başka bir yarar veremezler, Yine sana bir zarar vermek için bir araya gelecek olsalar, Allah'ın yazdığından başka bir zarar veremezler. Artık kalemler kalkmış ve sayfalar kurumuştur.» (Ahmed İbn Hanbel l / 303, 307) Tirmizi, bu hadîsin sahih olduğunu söylemektedir. Bu hadîs de, hakikatte fayda verenin sadece Allah olduğuna ve O'ndan başka hiçbir kimsenin zarar veremeyeceğine işaret etmektedir. Rubûbiyetin gerekleriyle ilgili olarak zikrettiklerimizin hepsi bu durumdadır. Kim bu önemli yolu izlerse, yaratıklara kulluk etmekten ve ellerine bakmaktan kendisini kurtarır. İnsanları kınamak ve kötülemekten de onları rahatlatmış olur. Saf şekliyle kalbine tevhidi yerleştirmiş olur. İmanı kuvvetlenir; göğsü ferahlar ve kalbi aydınlanır. Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter.......

• 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

15/12/2007 - BU YIL NEYI KURBAN EDECEKSINIZ HİÇ DUSUNDUNUZ MU?

      

 

     Hiç düşündünüzmü neden kurban kesiyoruz, diğer ibadetlerde de olduğu gibi Yüce Allahın bizim kesecegimiz hayvana mı ihtiyacı var? Her kim Hz. İbrahim'i ve Hz.İsmail'i yeterince tanıyıp anlamışsa, ve kendine rehber edinmişse muhakkak kurtuluşa erenlerden olmuştur.

      Kurban da amaç Hz. İbrahim gibi en sevgiliyi Allah yolunda adamak değil midir? Allah için vazgeçilmezinden vazgeçmek değil midir? Allah'a olan sevgimizi kanıtlamak için, diğer sevdiklerimizi ve korkularımızı bıçak altına yatırmak değil midir? Aksi halde bir hayvanı kurban etmek nefse kolaydır. sadece cebinden bir miktar para eksilir.


     Oysaki yürekten birşeyler gitmedikçe, yürek kendisinden ayrılanın acısıyla yanıp kavrulmadıkça, ve bu acıya sadece Allah için sabretmedikçe, kısacası bedeli yüreğimizle  amellerimizle ödemedikçe sizce bizim sadece KESİLEN BİR HAYVAN olan kurbanlarımızın Allah katındaki degeri tam yerini bulmuş mudur?

    İşte biz kurbanlarımızı bir hayvanı bıçak altına yatırmak olarak eda ettiğimiz için, bizim yaşantımızda hiç birşey değişmedi. Hep vazgeçemediğimiz sevgilerimizi ve korkularımızı adeta ilah edindik;

     (FURKAN 43)- Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü?

     (HİCR 95)-" Ki onlar, Allah ile beraber başka ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.

    (İSRA 22)-" Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun. " Yada Allahın hoşuna gitmeyen kötü amellerimizle hep barışık yaşadık. Ve her yıl bir hayvanı kurban etmeklede sadece kendimizi bir ibadedi yapmış olmanın rahatlığıyla avuttuk. Bilmedik ki sadece avunduk. Acaba Allahın bizden istediği sadece bir hayvan kesmemiz miydi?


(Hacc 37)- Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele


      Bunca yıldır hep Allah'a hayvanları kurban ettik oysaki Rabbimizin bizden beklentisi TAKVA mızdı. Biz takva elbiselerimizi giymeyişimizden ötürü, yaktı çıplak tenimizi güneş, dondurdu soğuk, yaralayıp geçti küfrün dikenleri  çünkü korumasızdık . Bunca acılarla yoğrulurken hayatımız Allah'ın rahmetini şuursuzca bekledik  ve o rahmet inmedikçede çoğumuz isyan ettik. Hz. İsmail'e inen rahmet (KOÇ) neden her yıl kurban kestiğimiz halde bizede inmiyor diye sabırsızlandık.. Ama  şeytan bize hep unutturdu bu rahmetin inmeyişinin bizim kadere rızada ve Allah için bedel ödemede Hz. İbrahim ve Hz. İsmail. olamayışımızdan olduğunu.    

     İnşallah bu yıl kurbanlarımızı Allah'ın katında makbul olan kurbanlardan seçeriz. Bu kurbanların canı canımızdan ayrılır ve cennette bize ölümsüz hayatı getirir, kanı yüreğimizden akar ve Allah'a ulaşırken hata, kusur ve günahlarımızı temizleyerek ulaşır. Bilmeliyizki vazgeçişlerimiz bizim cennetimiz olacak, Vermeden alamayız, bedel ödemeden sahip olamayız.


Artık düşündünüz mü bu yıl NEYİ KURBAN EDECEKSİNİZ ???

 

Bıçak altına yatırdığımız hayvanla birlikte Allah'ın hoşuna gitmeyen hangi amelinzi veya amellerinizi yatıracaksınız?

.....Allah'ın emirlerine karşı gevşekliğinizimi?

.....Haramlara karşı meylinizimi?

.....Helal olmayan arzularınızı, tutkularınızı, şehvetlerinizimi?

.....Dünyaya olan aşırı sevgi ve bağlılığınızımı?

.....Allah'tan korkar gibi korkup ibadetlerinizi aksattığınızı veya yapmadığınız TAĞUTlarınızımı?

.....Allah'ı sever gibi sevipte sevgisinden sarhoş olduklarınızımı?

.....Dedikodu yapan, konuştukça yaralayan kıran, inciten, kalp kıran dillerinizimi?

.....Allah'tan gelen musibetlere karşı sabırsızlığınızı isyanınızımı?

 

Artık düşündünüzmü bu yıl Allah'ın hoşuna gitmeyen hangi yanınızı KURBAN EDECEKSİNİZ.....?????.....

 

nazlı yenidünya

• yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı

<- • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gönlüm uçmak isterken semavi ülkelere Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere N.F.K

Kategoriler

Arkadaşlarım

• Özkan Özdemir
• bizimada
• Blogcu Yardım
• gulpare81
• gullerderya
• benimkendidunyam
• ademdoger1