..........KARDELEN...........Ey Muhammed Ey Can Nadide Gülüm, Sen Yoksan Neylerki Dünyada Ölüm.

23/4/2009 - Burası Onkoloji...(3)...Eyyy Hayat Senmi Bu Kadar Acımasızsın Yoksa İnsanlarmı?.......

Kategori: Oyku-deneme

       Burası Onkoloji  3

       Saat gecenin üçü uyku tutmuyor içimde bir sıkıntı pencereyi açıp biraz hava almak istiyorum. Odanın penceresi hastanenin giriş kapısına bakıyor. Pencereyi açtığımda yüzüme sert ve soğuk bir hava çarpıyor. Dışarı da sigara içmeye inmiş pek çok refakatçinin içinde kapı önünde konuşan iki genç kız dikkatimi çekiyor.
.......Emine ben bu kadar güçlümüymüşüm? Annem kendine geldiğinde hemen babamı, ablamı ve kardeşlerimi bana emanet ediyor. Hepside darmadağın oldular annemin acılarına dayanamıyorlar. Ya ben taş mıyım Emine taş mıyım. Annemin bakımı, ailemi teselli, birde içimde kopan fırtınalar. Beni kim teselli edecek Emine? Annem gözlerimin önünde eriyip gidiyor artık ağrılarını morfin bile on onbeş dakika dindirebiliyor arkasından yine içimi paralayan manzara. Ben annemin bunca çektiği ağrılara nasıl dayanıyorum Emine . Normal hayatta annem uyuduğunda bile nefesine bakardım aklım giderdi bir şey olacak diye şimdiyse bazen morfini aldığı ilk dakikalarda biraz daldığında " Rabbim ne olur annem hayatım boyunca böyle uyusun ağrı çekmeyecekse hiç uyanmasın razıyım yeter ki sıcak elleri ellerimde olsun ve ben hayatım boyunca başında oturayım" diyorum morfinin etkisi geçip ağrılar şiddetlenince "Rabbim annemin acılarına dayanamıyorum eğer ölüm onun ağrılarını dindirecekse onu al yanına diyorum" Bunu söyleyebildiğime inanabiliyor musun Emine inanabiliyor musun.  Doktorlar her şeye hazır olun diyorlar. Küçük kardeşime ben bu cümlenin ne anlama geldiğini hangi dille anlatabilirim Emine.Ölüme nasıl hazır olunur ki,  ne olur bir şey söyle Emine?
.......Ahhh arkadaşım keşke seni teselli edecek kelimelerim olsaydı önce kendime söylerdim o sözleri, sabretmekten başka bildiğim bir şey yok ki........
İki refakatçinin gözyaşları içinde yaptıkları konuşma beni daha da kötü ediyor pencereyi kapatıyorum. Sanki duvarlar üzerime üzerime geliyor kendimi koridora atıyorum. Koridordaki banklarda Hastaları uyuyan refakatçiler oturmuş fısıltıyla dertleşiyorlar....
.......Ayşe biz dün yine yoğun bakımdaydık bu sefer inşallah oradan çıkmaz artık dedim ama kardeşim bu kadın dokuz canlı değil doksan dokuz canlı yine kefeni yırttı. üç aydır sandalye tepesinde insanlık halim kalmadı bu kadın beni öldürecek kendisi yürüyerek gidecek…… Şaşkınlıkla dinledikten sonra soruyorum... Siz hastanın nesi oluyorsunuz? Geliniyim diyor. tahmin etmeliydim deyip devam ediyorum, "Peygamberimiz;  siz yerdekilere merhamet edin ki gökte ki de size merhamet etsin" buyuruyor iki gün sonra sizde o yatağa düşebilirsiniz değil mi?. Kadın acı acı gülümsüyor; arkadaşım Efendimiz ne güzel demiş ben bu yataga çok düştüm çocuklarım günlerce aç sefil oldu ama kayınvalidem asla ne torunlarına ne bana bakmadı, ben evimi rahatımı bozup gelemem dedi. Eşim çocuklarla benim aramda mekik dokudu işinden oldu. Kayın validem bir gün bu yatağa düşeceğini hiç aklına bile getirmedi ama gördüğünüz gibi ben yine sadece ve sadece Allah rızası için çocuklarımı ortada bırakıp üç aydır sandalye tepesinde uykusuz ona bakıyorum…İçimden kadına hak vererek; affedersiniz yargısız infaz ettim galiba diyorum. Ve bir nebze olsun faydası olur belki diye; kardeşim ne olur Allah rızası için yaptığınız şeyleri çektiğiniz sıkıntılardan dolayı isyan ederek yok etmeyin. Allah korusun o yatakta kayınvalideniz değil de kızınız yatıyor olsa ne yapardınız yine böyle söylenir miydiniz? Allah korusun diyor. İşte zorlandığınız her an deyiniz ki "Rabbim iyi ki bu yatakta yatan kızım değil sana hamdolsun, bana kolaylaştır zorlaştırma, sırf senin rızan için yaptıklarımı hatalarımdan dolayı kar suyu gibi eritip mahşerde ellerimi bomboş bırakma" deyin eminim rahatlayacaksınız.   ( daha sonraki günlerde bana teşekküre gelip, öğrettiklerinin çok faydası oldu diyor.)
         Başka bir refakatci içini çekerek devam ediyor;  Seda, senin kayınvaliden merhametsizmiş  nede olsa el dersin geçersin. Ya ben ne yapayım Aylardır başında beklediğim altından aldığım annemde senin kayınvalidenden daha zalim ve merhametsizdi. Bir kere olsun şefkatle gözlerime bakmadı saçlarımı okşamadı, beni hep iş yapan bir robot gibi kullandı. eşimden boşanıp geldiğimde asla evlenmemi istemedi çünkü kendisine hizmetçi gelmişti. Hayatınız boyunca kanınızdan biri olan anneniz tarafından hep kullanıldığınızı hissetmenin nasıl bir duygu olduğunu bilirmisiniz? Aylardır uykusuzum bitap düştüğümde anne yanına biraz uzanayım diyorum. Ben rahat edemem hayır diyor. Duvarlara yaslanarak uyuyorum bu nasıl bir vicdandır yaaa?.......... Bana dönerek siz örtülüsünüz belki bilirsiniz şimdi ben bunu burada bırakıp gitsem dindeki cezam nedir? diyor. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemiyorum. Hayatı boyunca sadece kullanılmış bir evlada nasıl bir fetva verilebilir ki. Allah sabrını artırsın kardeşim fetva nasıldır bilmem ama şundan eminim ki "Her şeye rağmen sen ona merhametle yaklaşırsan eminim ki Rabbim bu davranışının mükafatını kat kat verecektir." Allah yardımcın olsun deyip yanlarından ayrılıyorum. Annemi hatırlıyorum sağlığında hayat kaynağım dayanağım, ölümüyle yokluğum olan ciğerparem annem Rabbim en güzel nimetleriyle mükafatlandırsın diye dua ediyorum ve ne kadar şanslı bir evlat olduğum için Rabbime şükrediyorum. Odaya geçerken bakıyorum Şulenin odasının kapısı açık ve yatağında oturuyor.  Şule 24 yaşında iktisat okumuş, dünya güzeli bir kız. Son altı aydır mide ve yemek borusu şikayetleri varmış sonra kanser olduğu anlaşılmış ve dört aydır hastanede yatıyor. en ağrılı anında bile espri yapabilen kısa zamanda karşısındakini kendine bağlayan biri. Biraz espri yaparız belki rahatlarım diye odasına giriyorum;
.......Eee gece kuşu hala uyumamışız? laptop kucağında yoksa dünya meselelerinin istatistiği nimi çıkarıyorsun?
.......Senin Rabbin olan Benim Rabbim bugün bana uyumama ültümatonu verdi. Bütün askerlerini gönderip beni ağrı ateşine tutturdu. Yaralıyım be ablam uyku muyku hak getire...
.......Şule'cim ağrıların hangi cihetten geliyor? senin ağrıların belli olmuyor sağ gösterip sol vuruyor biliyorsun.
.......Bugün soldan soldan geliyorlar ablam. Önce  yüreğime bir ateş düşüyor, o ateşle ciğerlerim yanıyor, içime lavlar akıyor, ardından bütün damarlarımın lime lime koptuğunu hissediyorum. Bir alev topu gibiyim yüreğimde volkanlar patlarken nasıl uyuyayım söyle ablam nasıl?.....Şu yatağa düşeli dört ay oldu bir kere bile aramadı, oysaki ben ona dört yılımı verdim. Sevmekten başka hiçbir suçu olmayan bir insana bu nasıl bir cezadır ablam. Üniversite birdeydim beni elde edebilmek için uzun zaman koştu peşimden, beni kendisine böyle bağladıktan gençliğimin en güzel yıllarını benden aldıktan sonra ben bu ayrılığı hak edecek ne yaptım ablam? Sevgi bu kadar basit miymiş, ucuz muymuş, yoksa sevgi ve vefa diye bir kavram aslında hiç yok muymuş söyle abla söyle? Ben sevgimle onda hayat bulmaya çalışırken, o beni yüzüstü bırakıp benim hayatımı söndürdü. Önce mide krampları sonra reflü ardından dayanılmaz ağrılar kısa sürede şu geldiğim noktaya bakar mısın abla. Hasta olduğumu anlar anlamaz  tamamen yok olup gitti hayatımdan. Beni terk etmek için ölümümü bekleyemez miydi? dört yılın hiç mi hatırı yoktu kendine yeni bir hayat kurmak için bu kadar yakın olan ölümümü bekleyemez miydi? Beni anlamanı beklemiyorum sen hayatında hiç bu kadar VEFASIZ, UMARSIZ, VİCDANSIZ, ve  BENCİL BİRİNİ tanımamışsın dırki abla. ....
         Şule’ye ne diyeceğimi bilemiyorum, seni bu hale getirenden daha VEFASIZ daha VİCDANSIZ  daha UMARSIZlar var desem, pek çok kişide seninle aynı kaderi paylaşıyor desem  Şulenin acıları dinmeyecekti. Zira kimsesin acısı kimse için teselli olmuyor. Şule bitkin bir halde yatağa düşüyor  saçlarını okşuyorum gözyaşlarım onun gözyaşlarına karışıyor. Bütün acılarına bir teselli bekler gibi bakıyor gözlerime.  Kendimi çok aciz hissediyorum, nedennnn nedennn neden çığlıkları yükseliyor içimde. Şulenin kucağındaki laptopu çekip alıyorum.
.......Şule bu laptopu kafanda kırsam sonrada gidip tüm vefasızları kurşuna dizsem her şey yoluna girecek sanırım. Defalarca kez anıların içinde dolaşma diyorum ama sen alıyorsun laptopu kucağına, mektuplar yazılar şiirler resimler arasında mekik dokuyorsun. Kulağın telefonda gözün MSN de. Değer mi Şuleeee senin bu halde olduğunu bildiği halde arayıp sormayan değersiz aşağılık biri için değer mi? bir damla gözyaşına değer mi kendine acımıyorsan aylardır başucunda sefil olan annene acı. Sen hastalıktan değil içindeki acıdan öleceksin. Sen kendi hayatının katili oluyorsun Şulee kimsenin umurunda mı?
           Şule sanki yaşamdan dönercesine yüzünü duvara dönüyor. Ağrılarının şiddetlendiğini gören annesi hemşireye koşup, yine morfin yine kısa süreli uykuya dalıyor Şule.........
Laptop kucağımda karanlık koridorlara bağırmak istiyorum.
........Eyyy hayat senmi bu kadar acımasızsın yoksa insanlarmı? Neden anlamaz insanlar birbirini, neden esirger merhametini sevgisini, hoşgörüsünü, neden kol kanat germek varken birbirine , kırarlar kanatları söndürürler hayatları? Neden bugün bu kadar dertli Emineler Ayşeler Sevdalar Şuleler nedennnn?

 

Nazlı Yenidunya

 

  • 19/3/2009 - Burası Onkoloji (2) "Gelecek Ölüm; Gözleri Gözlerin Olacak"..............
  • Kategori: Oyku-deneme

          YA KÜLE DÖNECEK YA GÜLE DÖNECEKSİN

           Ellerin son bir defa dokunuyor güle ve güne. Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan; ve karanlığa hazırlanıyorsun. Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Hatıran bir taştan ve hüzün renkli topraktan ibaret olacak. Kahkahalar seni yalnız bırakacak, mutluluklara seni hesaba katmadan devam edilecek. Sana arkalarını dönecekler. Senin kokun uzakların kokusu olacak. Tenin toprağın soğuğunu tadacak. "Gelecek ölüm; gözleri gözlerin olacak."

          
           Hatırla ki, yarınki gün seni taze bir toprak yığının altında bulacak. Bir gün saatinin akrebi, yelkovanı senin uzanamadığın ânlara doğru dönecek. Yüzüne günışığı vurmayacak. Hayatının ebedî rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın. Ya küle dönecek ya güle dönüşeceksin. Yüzün solacak, Ellerin solacak toprak olacak.

          Unutma ki, toprak şimdi ayağının altından kayıyor. Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun. Unutma ki, elinle ölüme dokunuyorsun. Elinle ölümü dokuyorsun. Hatırla ki, gözlerin ölüme bakıyor. Gözlerin bir cesedi alacakaranlığa taşıyor Hatırla ki, seni sımsıcak sarıp kucaklamak isteyenler bir tabutun katı, soğuk dokunuşuna çarpıyorlar. Ve hep başkaları var dışarıda, hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında. Kimsenin tanıdığı değilsin artık. Kimsenin ‘ölü’sü de değilsin.

         Senai Demirci sen ve son adlı makalesinde kaleme almıştı bu satırları. Okuduğumda çok etkilemişti beni. Zaman zaman sıkılıp hasta odalarına ziyarete gittiğimde ölüme bu kadar yakın olan kişilerde ölüm gerçeğinin neden bende olduğu gibi başkalarında da aynı etkiyi yaratmadığını görmek çok üzüyordu beni. Acılar içinde kıvranan insanlar sanki ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı; yok olup gitme sevdiklerinden zamansız ayrılmanın ve çektikleri bu acıyı hak etmediklerinin acısıyla zaten dayanılmaz olan ağrılarının üzerinede acıları ekleniyordu. Hem ağrıya hem yüreklerindeki acıya dayanamayan bu kanser hastalarına hemşire morfini dayayınca gözleri sessizce kapanıyor saatlerce uyuyorlardı. Onları anlamaya çalışıyordum, çektikleri acılara bir tesellileri yoktu, zira ahiret inançları yoktu. Yok olup gideceğini zannetmek çok büyük bir acı olsa gerekti. O manzara karşısında Rabbime yarattığı sonsuz sayıları adedince hamdettim. Çünkü bir insana nasip olacak en büyük nimetti İMAN etmek. Allahın ve ahiretin varlığına inanmak. her türlü acı keder ve başa gelen zulüm için iyiki ahiret vardı. Allahın adaleti, nimeti, mükafatı ve  rahmeti vardı bizi bekleyen, iyiki ahiret inancı vardı...

            Diğer  bir kısım hastalarda sanki hemen şu an ölecekmiş gibi ibadet ediyorlardı. Ve hallerinden hiç şikayetleri yoktu. onlardaki bu acı sükunda Hz. İbrahimi hatırladım. Hz. İbrahim ateşin içindeydi ama içinde olduğu ateş onu yakmıyordu. Rabbim o ateşe serin ol demişti. Ateşi yok etmemişti Rabbim ama acısını azaltmıştı. İşte iman etmiş kanser hastalarıda acı içinde olmalarına ragmen derin bir sessizlik ve tevekkül içindeydiler. Namazlarını yatak aralarında  veya yatakların üzerinde kılıyorlardı. Hiç sanmıyorum ki onkolojinin dışında hiçbir hastane mescidi bu kadar çok hastayla dolu olsun. Mescide her gittiğimde karşılaştığım bir hasta ilgimi çekmişti. Hasta yatağında çok acı çektiğine şahit olduğum bu hastanın hastane dışına çıkarak mescide gelmesine yollarda perişan olmasına ve enfeksiyon kapma rizkine razı olmamıştı yüreğim. Yanına yaklaşıp selam verdim selamımı aldı. Adın ne dedim sadece gülümsedi, nasılsın dedim sadece gülümsedi, yanında başka bir hasta bana dönüp o Türkçe bilmiyor kürt seni anlamıyor dedi ve kendiside kürt olduğu için bize tercümanlık yapmaya başladı.

    ……Kardeşim sen çok ağırsın bir daha mescide gelme Allah halini görendir ibadetini yatağında yap. Dedim. İki eliyle ellerimi tuttu solgun gül gibi bakan gözleriyle, acı bir tebessümle konuşmaya başladı;

    ……Sen benden daha iyisin diyemi benim hissettiklerimi hissetmiyorsun acaba oysaki bende seni hep mescide görüyorum?

    …….Senin hissedip benim anlayamadığım nedir Zenan?

    ……..Zaman sorunu sadece zaman. Sen daha iyisin diye şeytan sanırım seni zamanın çok diye aldatıyor olabilir ama ben  zaman sınırımın sonlarında gibiyim ve dünya hayatındaki bu son dakikaları neden Allah yolunda harcamayayım ve neden namazı mescide kılmayayım sevabı daha fazla feyzi daha fazla olduğu halde. Ağrılarıma gelince yatsamda acılar içindeyim yürüsemde bacaklarım beni taşıdığı sürece mescide geleceğim ama senide hep burada görmekten mutlu olacağım diye gülümsedi.

    ………Elleri hala ellerimdeydi sanki kanı çekilmiş gibi buz gibiydi. Ellerini okşayarak; Zenan sana samimiyetle bir şey soracağım dedim, buyur dedi.

    ……... Ne zamandan beri namaz kılıyorsun ve örtülüsün; hastalanmadan öncede böyle ibadetlimiydin?

    ………Kendimi bilelidir Allah ailemden razı olsun. Dedi.

    ………Hiç ölümden korktuğun oldumu?

    ………Allahı bildiğimde ölümü bildim ve hayatım boyunca ölüme hazırlandım. Rabbim affetsin bu hastalık Allaha kulluğumda beni biraz zorladı. Allahın rızası ve Cennet ümidi olmasaydı bu acılara dayanılmazdı. Sağlıklıyken cenneti hep merak ederdim  ama şimdi cenneti özlüyorum helede ağrılarım dayanılmaz olduğunda, yani ölümden korkmuyorum. Fakat içimdeki acı sadece sevdiklerimden ve özellikle iki evladımdan ayrılmanın acısı. Oğlum 17 yaşında ama kızım çok küçük henüz İslam kimliği oturmadı bundan dolayı da çok endişeliyim acım sadece bunlardan işte..

                 Mescid çıkışında oğluyla tanıştırıyor Zenan beni. Şırnak Lisesi sondayım ama annem için okulu bırakmak zorunda kaldım başka bakacak kimsemiz yok diyor. Odaya döndüğümde delikanlının yüzündeki acı kaygı gözlerimden gitmiyor. Annemi hatırlıyorum acılarım tazeleniyor,  küllendiğini zannettiğim ateş içimde volkan gibi yeniden patlıyor. Sarsıla sarsıla ağlıyorum. Annememi kendimemi Zenanamı yoksa delikanlıyamı ağlıyorum ayırt edemiyorum ama içim acıyor.. Uzun süre dua ediyorum  Rabbim benim yaşadığım acıları bu delikanlıya yaşatma diye. Ne varki daha bir  hafta geçmeden, akşamın karanlığı inmeye başladığı bir saatte dışarıdan inceden bir feryad yükseliyor anneeeeeemmmm  annem ölmedi gülümsüyor baksanıza annem ölmedi. Annemmm bu karanlık gecede sensiz ne yaparım bir daha yolumu nasıl bulurum senden başka kim bana güneş olur annemmm. Bu nasıl bir acı Rabbim ben zindanlara düştüm sen annemi nurunla karşıla merhamet et ona, o seni çok severdi sende onu şefkatinle karşıla Rabbimmmm Allahım diye….

    ………Hiç bilmediğ koca bir şehirde annesiz ve kimsesiz 17 yaşında bir çocuk küçük kardeşine annesini sağ götürememenin acısıyla yanarken. Ölüsünü nasıl götüreceğini bilememenin, kimsesizliğin, çaresizliğin acısını yaşarken, şehrin diğer yanında nice gençler ve yaşlılar aslında sorun olmayan dünyalık şehvetleri ve arzuları için acı çekiyor asıl acının ne olduğunu hiç bilemeden….

     

    (hastane günlüğü devam edecek)

    Nazlı yenidünya

  • 15/3/2009 - Burası Onkoloji (1) "Hastane Önünde İncir Ağacı Tabibin Sözleri Zehirden Acı"....
  • Kategori: Oyku-deneme

          Hastane önünde İncir Ağacı Tabibin Sözleri Zehirden Acı…..

     

          Burası Onkoloji hayat burada normalin çok ötesinde seyrediyor.  Buradaki insanlar her ne kadar caddede, işte, mahallede, evinizde gördüğünüz insanlar gibi görünse de, şu onkolojinin kapısından girmişse hele de yataklarından birine yatmışsa, işte bu insanlar dışarıdaki insanlardan çok başkalaşıyor. Diğer hastanelere şifa bulmaya gidenler oradan iyileşip çıkmayı umarak gidiyor ama onkolojiden içeri girenler büyük bir ihtimalle artık evlerine dönemeyeceklerini bilerek geliyor. Yaşadıkları dünya artık bizim bildiğimiz dünya olmuyor. 

         Genç bir bey eşini tekerlekli sandalyeye bindirmiş, insanlara lütfen yol verin deyip hızla tedavi odasına ulaşmaya çalışırken, birden Seda ile göz göze geliyoruz. O kadar güzel ki kemoterapiden dökülmüş kaşına kirpiğine, teni küflenmiş limon rengini almış sarı gri ve yeşil gözleri sanki göz değil de cansız bebeklere takılan takma göz gibi bakmasına rağmen çevresindekiler güzelliğinden kendini alamıyordu. Bakışları kanımı dondurdu. Çünkü bomboş ve başka âlemden bakan gözleriyle çevresindekilere sessizce mesaj veriyor gibiydi. Eşinin acelesine rağmen sedada hiçbir acele izi yoktu. Sanki eşinin acele etme tavrına bir anlam verememiş, buz gibi umarsız ve hiçbir mana taşımayan bakışları vardı. Bu bakışlardan kendimi alamıyordum. Kesinlikle bu bir dünyalı bakışı değildi. Çevresinde, koridorda koşuşturan insanlara haykırıyordu bu bakışlarıyla sanki, ne yapmaya çalışıyorsunuz ne kadar çabalasanız da geleceğiniz nokta şu an benim geldiğim nokta olacak der gibiydi. Bedensel olarak dünyada yaşıyor görünse de, Seda çoktan bu dünyayı terk etmişti. Tetkikler elimde kalakaldım içim acıdı şaşkındım ve seda için bir şey yapma onun tekrar hayatla bağını kurma hayaline kapıldım ve istem dışı olarak yanına yaklaşıp.

    …….Geçmiş olsun  dedim……

              Seda gözlerime baktı ama bakışlarında beni duyduğuna dair hiçbir işaret yoktu bakışları soğuk ve bom boştu. Devam ettim;

    …….Çok gençsiniz lütfen pes etmeyin hayata bağlanın…dedim. Yine tepkisiz ve suskun kaldı. Beni duyamadığını veya anlayamadığını düşündüğüm anda konuşmaya başladı;

              HAYAT BENİ BIRAKMIŞKEN benimle arasındaki bütün bağı koparmışken ben ona hangi bağla bağlanayım onu da söylermisiniz?  Uçak piste inmiş sizi bekliyor sizin elinize sadece gidiş bileti verilmiş ve size uçağın kapısından başka bütün kapılar kapanmışsa ben hangi kapıya gidip sığınayım onu da söylermisiniz?

              Bu sözler karşısında yüreğim paramparça oldu sanki her şeyi daha berbat etmiştim ve toparlama ümidiyle devam ettim;

    ……..Lütfen böyle düşünmeyin Rabbimiz yüce Kur’an da “Allahtan ancak kafirler ümidini keser” buyuruyor lütfen ümit var olun…

              Seda beni şaşırtan zoraki gülümsemesiyle devam etti….

    ……..Ben Allahtan hiç ümidimi kesmedim ki Rabbimin bana ihtiyacım olanı vereceğini hep ümit ediyorum. Ama sizin anlamakta güçlük çektiğiniz şey şu; Siz şu an dünya gözüyle baktığınız için dünya ve içindeki sahip olduğunuz değerleri kaybetme korkusu sizi panikletiyor ve kaybetmemek için her çareye baş vuruyor bu süreç içinde de çok üzülüyorsunuz. Sizin sıkıntınız ellerinizden kayıp giden dünya, yani yaşamınız için. Benimse böyle bir derdim yok. Siz her halükarda  bir gün mutlaka bitecek bir ömrün uzayabildiği kadar uzamasını “ümit ederken” BEN BENİ TERK EDENİN peşine düşmüyorum Rabbimin bana yazdığı kaderi kabullenip, çektiğim bu acılara sabrederek sadece “RABBİMDEN RIZASINI VE CENNETİNİ ÜMİT EDİYORUM”  İnşallah sizlerde benim geldiğim şu noktaya gelmeden önce sizi terk eden hiçbir şeye bağlanıp kalmaz,  DÜNYAYI DEĞİL EBEDİ HAYATI CENNETİ ÜMİT ETMEYİ ÖĞRENİRSİNİZ…

            Seda ile yaptığımız bu konuşmadan sonra  sürekli kendimi sorgulamaya başlıyorum. Aradan birkaç gün geçmeden gece koridorlarda bir feryat yükseliyor arşa doğru….. sabah hastabakıcı; Seda’yı da gönderdik diyor. O buz gibi kanımı donduran bakışlarıyla ölümünden önce hayata dair bana yeni bir pencere açan  Seda için Rabbime dua ediyorum;

    Rabbim tüm inananları ve de seda’yı ÜMİT ETTİKLERİYLE mükafatlandır…ve çevremizdeki ölümleri bizim ölü kalplerimizin dirilişine vesile eyle……aminnn…

     

    (hastane günlüğü devam edecek)

    Nazlı Yenidünya

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
    Yorum yaz!

    8/10/2009 - KALBİN NURU ULUM-U DİNİYEDİR.

    Yazan MAHMUT KURTOĞLU
    Sabah namazını eda etmiş güneşin doğuşunu bekliyordum evde tek başıma...Seher vaktinin her zaman ki gibi ruhuma vüflediği o manevi hazla birlikte internette Senai Demirci'nin "SEN VE SON" şiirini bir kere daha dinlemek istedim ve google dan arttırdım.Tevafuk buya sizin bolğunuz çıktı karşıma. Elbette bu bir tevafuktu seher vaktinin bereketiyle...Beyoğlu'nun caddeleri boş, isyankar sokaklar yorgun, martıların, isyanların yükseldiği rahmet yüklü semaları kaplayan zikirleri eşliğinde okudum yazılarınızı...Bu kadar samimi ve insanı etkileyen yazılara sanki ilk defa rastlıyordum.. Senai Demirci'nin şiiri dahi sizin hikayelerinizde ayrı bir anlam oluşturmuş farklı bir derse bürünmüş..Çok etkilendim.. Okurken gözyaşlarıma hakim olamadım. Zamanın, gençliğin, sıhhatin kıymetini bilemiyorum,bilemeyeceğim ama bari gözyaşım dökülsün. Dökülsün de günahıma keffaret sayılsın, şükür vesilesi olsun Rabbimin katında.

    Sizler gibi doktorların olması ne büyük bir şeref ülkemiz için. Bir olaya iman penceresinden bakmak ne muhteşem bir haslet. Zamanımızın dertli zatının dediği gibi; " Aklın nuru funun-u medeniyedir, kalbin nuru ulum-u diniyedir.İkisinin birleşmesiyle hakikat ortaya çıkar"

    İşte bu yazılarınızı okurken bu söz aklıma geldi ve bu sözü kendine şiar edinmiş doktorlara sahip olmanın huzuru ile bir kez daha döktüm şükür gözyaşlarımı..Zira "iman insanı insan eder belki de sultan eder" sözünün icabı, siz ve sizin gibi doktorlarımız Allah'ın izni ile elleri şifa dağıtırken, her an iman hakikatleri besteleyen dilleri ile de ab-ı hayat olacak dertli sinelere yaralı gönüllere...

    Kutsal mesleğinizi bu şekilde bizlere hayat dersi olarak yansıttığınız içn size çok teşekkür ediyorum.. Keşke bu yazılarınızı ilerde bir kitap halinde insanlığın istifadesine sunsanız ve benim gibi şükürsüz kalpkerin ihtizaza gelmesine vesile olsanız...En derin saygı ve hürmetlerimle. Allhah yar ve yardımcınız olsun
    Bağlantı

    8/10/2009 - KALBİN NURU ULUM-U DİNİYEDİR.

    Yazan isimsiz
    Sabah namazını eda etmiş güneşin doğuşunu bekliyordum evde tek başıma...Seher vaktinin her zaman ki gibi ruhuma vüflediği o manevi hazla birlikte internette Senai Demirci'nin "SEN VE SON" şiirini bir kere daha dinlemek istedim ve google dan arttırdım.Tevafuk buya sizin bolğunuz çıktı karşıma. Elbette bu bir tevafuktu seher vaktinin bereketiyle...Beyoğlu'nun caddeleri boş, isyankar sokaklar yorgun, martıların, isyanların yükseldiği rahmet yüklü semaları kaplayan zikirleri eşliğinde okudum yazılarınızı...Bu kadar samimi ve insanı etkileyen yazılara sanki ilk defa rastlıyordum.. Senai Demirci'nin şiiri dahi sizin hikayelerinizde ayrı bir anlam oluşturmuş farklı bir derse bürünmüş..Çok etkilendim.. Okurken gözyaşlarıma hakim olamadım. Zamanın, gençliğin, sıhhatin kıymetini bilemiyorum,bilemeyeceğim ama bari gözyaşım dökülsün. Dökülsün de günahıma keffaret sayılsın, şükür vesilesi olsun Rabbimin katında.

    Sizler gibi doktorların olması ne büyük bir şeref ülkemiz için. Bir olaya iman penceresinden bakmak ne muhteşem bir haslet. Zamanımızın dertli zatının dediği gibi; " Aklın nuru funun-u medeniyedir, kalbin nuru ulum-u diniyedir.İkisinin birleşmesiyle hakikat ortaya çıkar"

    İşte bu yazılarınızı okurken bu söz aklıma geldi ve bu sözü kendine şiar edinmiş doktorlara sahip olmanın huzuru ile bir kez daha döktüm şükür gözyaşlarımı..Zira "iman insanı insan eder belki de sultan eder" sözünün icabı, siz ve sizin gibi doktorlarımız Allah'ın izni ile elleri şifa dağıtırken, her an iman hakikatleri besteleyen dilleri ile de ab-ı hayat olacak dertli sinelere yaralı gönüllere...

    Kutsal mesleğinizi bu şekilde bizlere hayat dersi olarak yansıttığınız içn size çok teşekkür ediyorum.. Keşke bu yazılarınızı ilerde bir kitap halinde insanlığın istifadesine sunsanız ve benim gibi şükürsüz kalpkerin ihtizaza gelmesine vesile olsanız...En derin saygı ve hürmetlerimle. Allhah yar ve yardımcınız olsun
    Bağlantı

    23/4/2009 - vefa

    Yazan S@®@N
    Bismillah...
    Rabb'im razı olsun Nazlı kardeş. Okurken, son satırlarda gözlerime hakim olamadım...Aynı mekan içinde hayatın gerçeklerindeki ifadeler, latif olduğu kadar ağırlıklı olarak ahzan dolu cümlelerle tasviri ile mekanda geçen kahramanların (hayr ile yâd ederiz, özellikle vefadan söz eden kardeşimi) sergilediği şefkat, ferağat ve rikkat gibi ulvi değerleri terennümleri yüreğime kor gibi damlatıldı...

    Rabbim vedûd isminin tecelliyattı ile tevfiklerini refik eylesin.
    selam ve dua ile
    Bağlantı

    <- Son SayfaSonraki Sayfa ->

    Hakkımda

    Gönlüm uçmak isterken semavi ülkelere Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere N.F.K

    Kategoriler

  • ---Kurani Kerim Meali ve Konularına Göre Kuran Fihristi
  • Ask ve Ayrilik uzerine
  • cicek ve manzara resimleri
  • Duaa
  • Düşündüren, güldüren sözler ve resimler
  • Guzel sozler
  • hadis
  • ibret sayfasi
  • ilahi ve marşlar
  • Kulluk bilinci-uyanis
  • Oyku-deneme
  • Siirlerim
  • Tefsir
  • Usta kalemlerden makaleler
  • Usta sairlerin siirleri
  • Video
  • Şarkılar...seni söyler...
  • Arkadaşlarım

    selef
    benimkendidunyam
    bizimada
    gullerderya
    ademdoger1
    gulpare81
    Ozdemir