Rızası miktarınca Rabbime hamd eder, sevgili efendimize, âline ashabına ve yolunu takip edenlere salât ve selam ederim.
Bir gurup arkadaşla toplanmaya karar vermiştik. Ben gittiğimde arkadaşlar oradaydı, içlerinden biri kulağıma eğilerek çıkışta özel konuşmak istiyorum vaktin var mı sana ihtiyacım var dedi.Vaktim yok ama bakalım dedim. Tam oturmak üzereyken bir diğer arkadaş çok kötü görünüyordu. Neyin var dedim?
……İyi değilim kendimi çok kötü hissediyorum dedi. Hastamı sın dedim? Bilmiyorum içim daralıyor nefes alamıyorum duvarlar üzerime geliyor ve kalbim sıkışıyor, her an sebepsiz huzursuzluklarla doluyum dedi.
……Az mı dua ediyor ve az mı tövbe ediyorsun acaba dedim.
……Birde sen başlama lütfen, dün psikiyatra gittim oda bana aynen senin dediğini dedi, lütfen dualara sarılın çok tövbe edin, bir Müslüman’ın Allaha sığınmak tan ve dualara sarılmaktandaha etkili bir ilacı olmamalı, zira doktora veya ilaca güvenirseniz doktor sadece anlattıklarınızla yanlış yönlendirebilir nihayetinde beşerdir şaşar her ilacın faydası kadar yan etkisi vardır. Ama kâinatı hükmü altında tutan, sizin bana anlatmadığınız veya anlatamadıklarınızı da bilip, havadaki kuşun, karadaki karıncanın, sudaki balığın kısaca sayısızca canlının hayatını hiçbirini unutmaksızın düzene koyan ve bunu yapmak kendisine zor gelmeyen Allah, sizin hayatınıza da merhamet ve rahmetiyle hükmetmeye gücü yeter. Bütün işler ona döndürülürken, mülkünde tek yetki Allahın iken ve sende o mülkten bir parça iken neden seni ve âlemleri yaratandan değil de benden yardım diliyorsun? Oysaki görünüşün itibarıyla da imanlı birine benziyorsun dedi. Yani doktorun beni bir dövmediği kaldı daha kötü oldum geldim eve, dedi.
Olayı herkesin içinde anlattığı için bende aleni konuşmaya başladım. Belli ki doktoru beğenmemişsin istersen doktorunu değiştir, sana yogayla, meditasyonla, tatille veya eğlenceli ortamlarla rahatlayacağını tavsiye edenlerde olacaktır.!
….. Kardeşim doktor sence doğru söylememiş mi? Bir Müslüman niye bunalıma girer?İçinde bulunduğu durumu kabullenemediği için, hayatı kendi istediği doğrultuda gitmediği, yani Allahın kendisi için yazdığı kaderden razı olmadığı için önce şikayet eder, bazen de daha ileri gidip kadere isyan eder aslında bu isyan kadere değil Allaha dır. İşlemiş olduğu bu günahtan dolayı kalbi daralır. Bir âlimin görüşümüydü yoksa hadis mi tam hatırlayamıyorum Rabbim beni affetsin; “günahın belirtisi kalp de sıkıntı olarak tezahür eder. Kimin kalbinde darlık varsa bol bol tövbe etsin” der. Ayette de;
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (RA'D SURESİ / 28)der yüce rabbimiz.
Arkadaşlar hayatımızda her şey kötü gidiyorsa durumu düzeltmenin yolu, önce geriye dönüp nerede hata yaptım ki bunlar başıma geldi diye kendimizi tahlil etmeliyiz. Zira;
(Ey insan) Bu, senin ellerinin önceden yaptıklarından dolayı başına gelmiştir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir. (HAC SURESİ / 10)
Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder. (ŞURA SURESİ / 30) buyurur Rabbimiz.
Ayetlerin ışığında anlamamız gereken şu ki bu sıkıntılardan kurtulmanın yolu önce kendimizi tahlil edipvarsa hatalarımızı düzelteceğiz ve bol bol tövbe edip dualara sarılacağız. Yok hayatımızda hiç hata görmemişsek o zamanda Hz. Eyyub’u hatırlayıp bu musibet benim imtihanımdır Rabbim katındaki derecemi yükseltmek için bana bunları yaşatıyor deyip, Rabbimizden musibete sabır ve imanda sebat dileyeceğiz. Odaya ilk girdiğimde vaktin var mı diye soran arkadaş söz alıp
…….Aslında seninle konuşmak istediğim konu buydu. Bende kardeşimizden daha büyük sıkıntılar içindeyim, kendimi de çok tahlil ediyorum ama elimden geldiğince kulluğun gereğini yerine getiren biriyim , hayatımda neredeyse hata bulamıyorum . Buna rağmen sorunlardan başımı kaldıramıyorum, ibadetlerimden hiç lezzet alamıyorum çünkü geçmişimden bir türlü kurtulamıyorum ve dualarım kabul olmuyor. Ben bu durumu nasıl düzelteceğim çok bunalımdayım?
…….Güzel kardeşim 1…Yiyeceklerine dikkat et hatta kılı kırk yar haram şüphesi olanları dahi yeme zira efendimiz derki; “boğazından bir lokma haram geçen kişinin kırk gün duası kabul olmaz.” Ve şuna da dikkat edin sadakası ve zekatı verilmemiş olan, alnınızın teri zannettiğiniz malınıza da haram karışmıştır çünkü meal okuyanlar bilir sayısız yerde İNFAK EDİN emri geçer.
2…..Sılayı rahimi kesenin (akrabalarıyla ilişkisini kesenin) duası kabul olmaz. Özellikle ana baba kardeş ve birinci derece yakınların kalplerini yıkmışsanız….
3…..düşüncelerinizi, gözlerinizi ve ellerinizi haramla kirletmişseniz ! ! !
4…..Adaletten merhametten ve hoşgörüden uzaklaşmışsanız ! ! ! zira; "Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (Allah ve melekler) de size merhamet etsin" (Ebu Davud, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16)
5…..Günahlarınızdan dolayı tövbe etmemişseniz ! ! !
6…..Allah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız. (AL-İ İMRAN SURESİ / 132) ayetin gereğini yerine getirmemişseniz niye dualarım kabul olmuyor sorusunu sormayın. İşte size bir dünya sebep….
Bu sözlerimin ardından herkeste derin bir suskunluk oldu ve arkadaşların çok gerildiklerini gözlerini yerdeki halıya dikip sanki omuzlarının yere düştüğünü hissettim. Ortamı biraz yumuşatmak adına;
……Arkadaşlar görüyorum ki hepimizde de durum çok vahim, mutlu olmanız bu bunalımlardan daha kestirme yoldan kurtulup kuş gibi olmanız için size başka bir adres vereyim istermisiniz? Geçenlerde bizim caddede bir tabelada şunu okudum; hipnotizma ile her sorununuza kesin çözüm. Psikolog S… K…..
……Bu nasıl olacak yani bizi uyutarak mı tedavi edecek?
……Detayları bilmiyorum ama sanırım öyle olacak yani sizi uyutup bütün hayatınızın içine girip sonra sizin hoşunuza gitmeyen yerleri silecek yeni sıfırlanmış biri olarak uyanacaksınız. İşte size geçmişten ve sorunlardan kurtulmanın en kestirme yolu J
Bütün yüzler bir anda gülümsedi olayın ilk anda tahkikini yapamayan arkadaşlar bu güzelmiş dediler. Ama içlerinde en zeki olanı;
……Bir dakika, ne yani psikolog bizi uyutunca bütün sırlarımızı ona anlatacağız öylemi kendimizden bile sakladıklarımızı hatırlamaya dahi korkup utandıklarımızı ona anlatacağız aman Allah’ım bu korkunç bir şeyben hayatım boyunca bu bunalımlarla yaşarım ama yinede asla böyle bir şeye razı olmam dedi..!!!
Bütün yüzler tekrar yere düştü evet yaaaa dediler. İşte o an kendimi çok kötü hissettim. Arkadaş farkına varmadan çok önemli bir konuya parmak basmıştı…
“Hayatım boyunca acı çeksem de ben utanırım ve hatalarımı, hayatımı bir başkasına deşifre edemem. !!!”
……Sessizliği bozan yine ben oldum avuçlarım buz gibi terlemişti. Korkudan buz kestim dediklerini şimdi daha iyi anlıyordum.
……Arkadaşlar aklıma şu ayetler geldi; ·Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir. (BAKARA SURESİ / 284)
·De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, her şeye güç yetirendir." (AL-İ İMRAN SURESİ / 29)
Şimdi size ve kendi nefsime soruyorum bugün hiç tanımadığımız bir yabancıya bile şifa bulmak adına dahi korkumuzdan ve utancımızdan HAYATIMIZIsergileyemiyorsak, bu yaşadıklarımız hep bizde ebediyen gizlimi kalacak sanıyoruz. Acaba karşımızda elinde kameralı birini görmediğimiz içinmi hayatımızın kaydedilmediğini zannediyoruz.
Allahın bizimle ilgili görevlendirdiği kameramanlar (melekler)bütün video kayıtlarınıMAHŞERDE BÜTÜN İNSANLARIN, BÜTÜN MELEKLERİN, BÜTÜN CİNLERİN YANİ TÜM YARATILMIŞLARIN VE ALLAH’IN ÖNÜNDE BİR KARESİNİ ATLAMAKSIZIN SERGİLEDİĞİNDEana babamızın, evlatlarımızın, tüm bizi tanıyanların sevenlerin bizi mükemmel bilenlerin ve Peygamberimizin aman Allah’ım bu benim ümmetim diye gözlerini bize çevirdiğinde acaba anlımız ak bir şekilde gururla videomuzun bitmesini mi bekleyeceğiz yoksa utancımızdan sizcekaçıp saklanacak bir yer mi arayacağız ? ? ? yada ayette belirtildiği gibi utancımızdan acımızdan sıkıntımızdan yok olup gitmeyi mi dileyeceğiz.
O gün, küfre sapıp da elçiye isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı 'severek-isteyecekler.' Oysa Allah'tan hiç bir sözü gizleyemezler. (NİSA SURESİ / 42)
Bugün bir kere yok olmayı istemeyin,bir çok (kere) yok olmayıisteyip-çağırın. (denir)
Geçen hafta Çarşamba akşam ezanında bir telefon geldi. Arkadaş telefonda Mısır hükümetinin gazze kapısını kapalı tutmasından dolayı mısır elçiliği önünde saat 18,30 da miting olacağını haber veriyordu. Evdeki misafirleri yolcu ettikten sonra namazı kılıp hemen evden ayrıldım. Arabayla gitsem park sorunu olacaktı en iyisi taksiyle gitmekti. Taksiye Kızılay’a lütfen dedim. Taksici kızılay’a geldiğimizde tam olarak neresi dedi? Mısır elçiliği dedim. Ben o tarafa gitmem abla buralarda in bir saat önce o taraftan geçtim orası kalabalık bu insanların dertleri neyse her gün miting her gün miting Ankara’nın TRAFİĞİNİ ALT ÜST ETTİLER diye söylendi ve beni meydanda indirdi. Taksiciye söylenecek çok şey vardı ama zaten geç kalmıştım muhatap olmayayım dedim indim hızla bakanlık yokuşunu tırmanmaya başladım, yol benim gibi mitinge koşarak gidenlerle doluydu, GEÇ KALDIK HADİ HADİ diyordu Müslümanlar birbirlerine. Yaşlı ve çok şişman bir teyze ilgimi çekti yürürken nefes almakta zorlanıyordu ama hala koşmaya çalışıyordu. Bulvar üzerinde insanlar mitinge değil sanki savaşa gidiyormuş gibi HIRSLI, COŞKULU, ÖFKELİYDİLER. Durup teyzenin koluna mı girmeliyim yoksa biran önce mitinge mi ulaşmalıyım derken teyzeyi o halde bırakamam dedim koluna girdim. Teyze zor konuşarak kızım çocuklarım ilerden gidiyorlar siz bari yetişin dedim bende TOPAL KARINCA MİSALİ işte dedi. Çok duygulandım, teyze ben sen yalnızsın diye bu halde bırakmayayım demiştim o zaman bana müsaade sen yavaş yürü düşüp kalırsın dedim hızlandım. Önümde kucağında bir sürü bayrak olan bir satıcı telefonla konuşuyordu; Çabuk olunbaş bandı ve bayrak gönderin SATIŞLAR SÜPER diyordu. Hayretle ona baktım koyun can derdinde kasapsa et derdindeydi çok satış yaptım diye mutluluktan gözleri parlıyordu bayrakçıya müthiş bir pazar doğmuştu…Polisler kalabalık bir şekilde miting alanını çembere almışlardı aralarından geçiyordum ki içlerinde polisin biri yüksek sesle aynen şöyle diyordu;
Arkadaşlar ne bu yaaaa bıktık artık her gün miting her gün Filistin gazze on gündür akşam evimde ……BİR ÇORBA İÇEMİYORUM…......polislerin bir kısmı da arkadaşlarını onaylıyordu her biri başka serzenişteydi kimiside sessiz kalıyordu.
Bir anda kanım dondu, nasıl oluyordu da yaptığı iş karşılığında maaşını alan oraya gelen halkı babasının hayrına korumaya gelmeyen (emniyet mensuplarının sağduyulu olanlarını tenzih ediyorum) bu insanlarda hiç mi merhamet yoktu ki yanı başımızda Müslüman kardeşlerimizin üzerine ateş yağarken, Gazze’deki anneler babalar çocuklar bir tas çorba derdini unutmuş parçalanmış cesetler içinde yakınlarını bulmaya çalışırken. Oradaki babalar eve gittiğimde yemek hazır mı acaba demek yerine acaba ailemi sağ bulabilecek miyim derken, çorba derdine düşebiliyordu bende müslümanım diyen polislerimiz. Bunlarında evine ocağına bu bombalar yağsa acaba hala bir tas çorbanın derdine düşebilecekler mi? Bu ülke kimlere emanet edilmiş böylesine bencil ve merhametten uzak olan kişiler acaba bu bombalar bu ülkenin üzerine yağmaya başlasa o zaman tavırları ne olacak. Mesai bitti biz eve gidiyoruz diyeceklerinden eminim. Bu kişilere sorsak; bizde Müslüman ız derler oysaki peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmaktadır;
……. “Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir onlardan biri acıdığında diğer azalar bu acıyı hissetmiyorsa bizden değildir” Yani İslam dairesinden çıkmıştır. Başka bir hadiste;“Ortada bir zulüm varsa elinizle değiştirin buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle değiştirin buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle onlara buğuz edin ki bu imanın en zayıf noktasıdır. Eğer buğuz etmiyorsanız artık iman sizden çıkmıştır.”
İşte dedim işte Allah “kulun başına gelen kendi ellerinin ettiğindendir buyuruyor ayetinde.Bugün filistin’e Lübnan’a Ikar’a Çeçenistan’a kim bilir belki yarın bize!!! biz Müslümanlar veya kendisine ben müslümanım diyenler böyle olmasaydık her birimiz ayrı telden çalıp, çogumuzda sadece sıkıntıya düştüğümüzde Allahı ananlardan olmasaydık. Dünya ve içindeki nimetlere dalıp, kişisel menfaatlerimiz uğruna İslami değerlerimizi bir kenara atmasaydık, içimizdeki en takvayım diyenler böyle kırk ayrı cemaate bölünmeyip İslam çatısı altında tek vücut olabilseydik. ÖLÜMDEN KORKMAYAN ZALİMDEN KORKMAZ zira Allah için ölen şehittir, yaşamak bize geçici dünyayı , ölümse bize Allahın rızasını ve ebedi cenneti getirir demiş olsaydık, hadi Müslüman dendiğinde hazırım diyebilseydik, İnananlara Allah yeter o ne güzel komutandır diyebilseydik , hangi zalim bize elini uzatabilirdiki? Ebrehenin ordularını yok eden Allah ebabil kuşlarıyla yenik ekin tarlası gibi yere sermezmiydi o zalimleri, ve onların tuzaklarını kendi başlarına geçirmezmiydi? Geçirmezmiydi??? ve Lehebin iki elini kuruttugu gibi zalimlerin siyonistlerin ellerinide kurutmazmıydı??? kurutmazmıydı???
Elimde olmayansebeplerden dolayı uzun bir süre yazamayıp şimdi beni tekrar kalemle buluşturan Allah’a hamd eder, sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa s.a.v ve yolunu takip edenlere salat ve selam ederim…..
Dün gece telefonuma yeni yıl kutlama mesajı geldi ama bende kayıtlı olmayan bir numaradandı ve ilginç bir üslubu vardı sahibini merak edip aradım. Karşıma bir çocuk çıktı. Sen kimsin dedim, ben Ayşenur; annemin kontörü yoktu babamın telefonundan mesaj attım yeni yılını kutlamak istedim teyze cim dedi. Ayşenur okula bu yıl başlayan değerli bir arkadaşımın henüz yedi yaşındaki kızıydı. Ayşenur yılbaşına henüz daha dört gün var çok acelecisin dedim, Ayşenur’un cevabı ise, ama teyze ben bizim yılbaşımızı kutlamak istedim yani hicri yılbaşını, yarın hicri yılbaşı ya dedi. Beni şaşırtmaya devam eden Ayşenur’a; küçük meleğim hicri yılbaşı ne demek diye sordum, Müslümanların Mekke’den hicret ettikleri tarih dedi, peki sen hicretin ne olduğunu biliyor musun dedim, ayrılmak yani Allah için bulunduğun ortamı terk etmek, geride sevdiklerin kalsa bile Allah’ın dinini yüceltmek için yollara düşmek dedi. Bu cümleleri yedi yaşındaki çocuktan duymak beni inanılmaz duygulandırdı ne diyeceğimi bilemedim ağlamaya başladım seni seviyorum Ayşenur Allah annenden ve babandan razı olsun senin gibi bir evlat yetiştirdikleri için dedim. Bende seni seviyorum sen benimle oynuyor ve bana hediyeler alıyorsun beni mutlu ediyorsun bende seni mutlu etmek istedim ilk sana yazdım dedi.
Ayşenur’la konuşurken sevinçten ağlayan ben telefonu kapatınca halime ağlamaya başladım. Küçücük bir çocuğun sözleri kendimi tahlil ettikçe beni derinden yaraladı. Hicreti küçük bir çocuğun anladığı kadar bile anlayamamıştım.
…….Eğer HİCRET ayrılmaksa küfür ortamlarından ve küfürden, biz bu küfür ve zulüm kokan beldelerde sırf rızık endişesi, kariyeri kaybetme korkusu bu ana kadar kazandıklarımızı kaybetme korkusuyla, zalimin zulmüne taviz vererek İslam kimliğimizi yitirerek katlanıp bana dokunmuyorsa yılan ben yoluma devam edeyim zihniyetiyle yaşıyorsak nasıl bir imana sahip olduğumuzu sorguladım!
Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (NİSA SURESİ / 100) İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır. (TEVBE SURESİ / 20)
…….Eğer HİCRET Allahın Resulünün “Allahın emri olmasaydı asla senden ayrılmazdım Mekke” deyip elli yıllık anılarını evini ocağını ve içinde Kabenin olduğu Mekke’yi böylesine sevmesine rağmen ağlayarak terk etmesi ise; sevdiği eski bir kıyafeti bile Allah rızası için sadaka veremeyip eski bir gömlekten bile ayrılamayan bizler, hangi sevdiklerimizi sırf Allah rızası için,Allahın dini yücelsin mücadelesi için terk ettik? Rahat yaşantımızı mı? Güzel mekânlarımızı mı? Önünde eğilin en koltuklarımızı mı? Şehvetlerimizi mi? Kalplerimizi ve beyinlerimizi istila eden tutkularımızı aşklarımızı mı? Hangi sevdiklerimizden hicret ettik?
De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (TEVBE SURESİ / 24)
………Eğer HİCRET sadece ve sadece Allah’a güvenerek kendisini nelerin beklediğini bilmediği halde Allah rızası için Allah’ın dininin yeryüzüne hakim kılınması için bütün geçmişine bir sünger çekip yeni ufuklara yelken açmak ise; bizler yeni bir başlangıcı risk olarak görüp, mülkün Allah’ın olduğunu unutuyorsak;Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter.(TALAK SURESİ / 3) ayetinin geregini kavrayamamış isek, komşu şehre bile giderken kalacak yerimizi ayarlayıp rezervasyon yaptırmadan gidemiyor isek, yolcu olan bir Müslüman kardeşimizi tanımadığımız için evimize alamıyorsak soframıza bir muhaciri oturtamıyorsak bizler imanın neresindeyiz?
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (BAKARA SURESİ / 268)
……..Eğer HİCRETbizi sıkıp daraltan dan hayatımızı karartan dan(şeytandan) ayrılmaksa vekoşmaksa güven veren, huzur veren, dünya ve ahret nimetlerini ayağımıza seren Medine’nin ve alemlerin Rabbi’ne sığınmaksa; bizler hala hicret edememişsekkötü amellerimizden, Allah’ın hoşuna gitmeyen bizden, bizi esir alan duygu ve düşüncelerimizden, hicret edememişsek dünya ve içindekilerin sevgisinden ve korkusundan, o zaman şaşırmamalıyız neden İslam alemi olarak bu kadar zulüm, sıkıntı ve sefalet içinde oluşumuza ve düşünmeliyiz, bizler HİCRETİN, İMANIN, KULLUĞUN neresindeyiz?
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (TEVBE SURESİ / 40)Bizler hicreti anlatan bu ayette işaret edilen Hz. Ebu Bekir’ ler olur isek mutlaka bu ayetin kapsama alanına girenlerden olacağız.
Yüreğinde zerre miktarı imanı olan tüm kullarına ve kendi nefsime Rabbimin Ayşenur’a idrak ettirdiği kadar HİCRETİ idrak ettirmesini diliyor, bu konuyu ele almama vesile olan küçük meleğimin ailesinin ve tüm İslam aleminin, hayatımda yeri olan gönlümde sevgisi olan tüm dostlarımın yeni yılını kutluyor, kafirin zulmünün bittiği, Rabbimin nusretini rahmetini, selametini indirdiği nice yıllar diliyorum…
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
-- "Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: -- "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın. -- "Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
-- "Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım. Ama usta sadece gülümsedi ve; -- "Daha değil!" diye cevapladı beni. -- "Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım: -- "Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!" Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
-- "Henüz değil!"
--"Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: -- Beni yakarak öldürecek" Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum: -- "Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!" -- "Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve -- "Daha değil!" diyordu.
"Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
-- "Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
-- "Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim. Onun cevabı ise aynıydı: -- "Henüz değil!"
-- "Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. --"Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. -- "Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine -- "Daha değil!" diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
-- "Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
-- "Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?" Ona -- "Evet" dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve -- "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
-- "Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin. Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın. Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın. Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı. Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu. Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
-- "Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet! Bana zarar vereceğini düşündüm. Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim. Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum. Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim… Teşekkür ederim."
* * * * * * Usta fincanı, Yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim. Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek…
HEMOFİLİ (kanın pıhtılaşmaması nedeniyle heran kanamalaı hasta) Anlayamam bir türlü mutsuz, hayattan bezmiş, kaşları çatık insanları. Nedirki acaba hayattan beklentileri neden acaba dünyanın en mutsuz insanı sadece kendileri sanarlar. Ben bir hemofili ve ben Rabbimin benim için dilediği kadare rıza gösteren biri. Ben güneşin batışlarını hiç sevmen gece başlıyor diye uyku zamanı yaklaşıyor diye. Sizde sevmezsiniz belki bazen uykulara dalamıyorum diye. Amabenim derdim uykuya dalamamak değil uykuya dalmaktan korkarım. her gece gözlerime bir agırlık çöktüğünde rabbim derim ya bu gecenin sabahı olmayacaksa benim için ya gece bir beyin kanaması geçirirsem yada bir iç kanama. Ya uyanamazsam hayata bir daha. ya göremezsem sevdiklerimi birdaha. ve hazırlıksız gitmekten korkarım Rabbibimin huzuruna. her gece son tevbelerimi yapar. Her gece çaktırmadan helalleşirim ev halkıyla ve yolculuga hazır bir yolcu edasıyla hep nemlidir kirpiklerim ayrılıgın acısıyla. Ey saçma sapan dertlerle uykularını bozanlar siz o yataga yatıp rahat rahat uykuya dalmanın hazzına varmanız için, ve her uyanışta sabaha ,rabbinize ilk sözünüz ELHAMDÜLİLLAH bugünde hayattayım olması için hemofilimi olmanız gerek. Bu yıl tatile gidemedim diyenler, tuvalete kendi ayaklarınızla gidebilmenin kanarya adalarına gitmekten daha harika bir duygu oldugunu anlamanız için hemofilimi olmanız gerek. Her uyarışında anne babanızın sizi içinizden yüzlerine karşı isyanlarınızı savururken onların degerini anlamanız için, hayatınızın anne babanıza mahkummu olması gerek. Sen yoksun hayata tutunamıyorum derken sizi terkeden sevgilinize, eşinize hayata tutunabilmeniz için arzuladıgınız yaşamı doktorunuzun gözlerindemi aramanız gerek? Bu ticaretten çok kazanamadım yada bu ücrete hammallıkmı yapılır derken şükredip hamdetmeniz için, bu haftada devlet reçetelerimi ödedimi demeniz gerek? Yüzünüzün gülmesi için servete konmanızı kariyerli bir koltuga oturmanızı yada sevgilinize kavuşmanızın hayaliyle üzülürken, eczaneden gelen ilaçları görüp, bir poşette bir servetin durdugunu ve asla bunu kendi gücünüzle alamayacagınızı bildiğiniz için, Allah devlete zeval vermesin benim yüzümü güldürdümü demeniz gerek? Yaşlandı diye huzurevine göndermeye çalıştıgınız anne babanıza dur gitme sensiz yaşayaman demeniz için bir hemofili olup asla yalnız yaşayamayacagınızımı bilmeniz gerek? Sevdiklerinize sarılıp seni seviyorum diyebilmeniz için, çogu zaman hareket edemeyen vücudunuzun sevdiklerinizin kollarına çaresiizliktenmi düşmesi gerek? Olmayacak anlamsız hayallerinize ulaşamadıgınızda, artık herşeyin bittiğini zannederken,, hayatın daha bitmediğini anlamanız için, hayatında asla hayale yer olmayan hemofili gerçeginin içinemi düşmeniz gerek? "Dualarınız olmasaydı benim katımda ne degeriniz olurduki." ayetine sıkı sıkı sarılmanız için, acizlikten ve caresizlikten Rabbinizden başka çareniz olmadıgınımı anlamanız gerek Ya yarınım yoksa, ya şuan son anımsa deyip rabbinize döneceginizi bir an bile aklınızdan çıkarmadan yaşamanız, ebedi geleceginizi riske atmamanız için sizindemi HEMOFİLİ OLMANIZ GEREK YÜCE YARADANA HAKKIYLA KUL OLMANIZ İÇİN SİZİNDEMİ HEMOFİLİ OLMANIZ GEREK
Anne rahmine düsen ikiz kardesler önceleri her seyden habersizmis. Haftalar birbirini izledikçe onlar da gelismisler. Elleri,ayaklari, iç organlari oluşmaya baslamis. Bu arada, etraflarinda olup biteni fark etmeye başlamislar. Bulunduklari rahat, güvenli yeri tanidikça mutlulukları artmis. Birbirlerine hep ayni seyi söylüyorlarmis: "Anne rahmine düsmemiz, burada yasamamiz ne harika değil mi? Hayat ne güzel sey be kardesim!" Büyüdükçe, içinde yasadiklari dünyayi kesfe koyulmuslar. Öyle ya, hayatin kaynaği neymis? iste bunu arastirirken, karsilarina anneleriyle onları birbirine bağlayan kordon çikmis. Bu kordon sayesinde, hiçbir zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyütüldüklerini tesbit etmişler.
"Annemizin sefkati ne kadar büyük! Bize bu kordonla ihtiyacimiz olan her seyi gönderiyor."
Artik aylar birbiri ardinca geçiyor, ikizler hizla büyüyor, diğer bir deyisle "yolun sonu"na yaklasiyormus. Bu değisiklikleri hayretle gözlemlerken, bir gün gelip bu güzelim dünyayi terk edeceklerinin isaretlerini almaya baslamislar.
Dokuzuncu aya yaklastiklarinda, bu isaretleri daha kuvvetli hissetmeye baslamislar. Durumdan telaslanan ikizlerden birisi diğerine sormus:
"Neler oluyor? Bütün bunlarin anlami nedir" Öteki daha sakin ve akli basindaymis. Üstelik, bulunduklari bu dünya çoğu zaman ona yetmiyor; duygulari daha genis bir âlemi arzuluyormus. O cevap vermis: "Bütün bunlar, bu dünyada daha fazla kalamayacağiz anlamina geliyor." Ve eklemis: "Buradaki hayatimizin sonuna yaklasiyoruz."
"Ama ben gitmek istemiyorum" diye haykirmis kardesi. "Hep burada kalmak istiyorum."
"Elimizden gelen bir sey yok. Hem, belki doğumdan sonra hayat vardir."
"Bize hayat sağlayan kordon kesildikten sonra bu nasil mümkün olabilir ki?" diye cevaplamis öteki. "Bize hayat veren kordon kesilirse nasil hayattakalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce baskalari da buraya gelmis ve sonra da gitmisler. Hiçbirisi geri gelmemis ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayir, bu her seyin sonu olacak."
Bütün bunlari söyledikten sonra eklemis:
"Hem, belki de anne diye birsey de yok!" "Olmak zorunda" diye itiraz etmiş kardesi. "Buraya baska türlü nasil gelmis olabiliriz, nasil hayatta kalabiliriz ki?"
"Sen hiç anneni gördün mü?" diye üstelemis öteki. "O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düsüncesi bizi rahatlattiği için onu belki de biz uydurduk." Böylece, anne rahmindeki son günleri derin sorgulamalar ve tartismalarla geçmis. Sonunda doğum ani gelmis çatmis. ikizler dünyalarini terk ettiklerinde gözlerini baska bir dünyaya açmislar ve sevinçten ağlamaya baslamislar.
Çünkü gördükleri manzara hayallerinin bile ötesindeymis.
Önce 23 yaşındaki Filistinli Moh'd Saleh'i tutukluyorlar, Şu anda bunda yanlış bir şey yok gibi
2.Daha sonra Moh'd'un üzerinde bomba olma ihtimaline karşı onu hareket edemeyeceği şekilde yere yatırıyorlar. Hala anormal bir şey yok mu?
3- Onu hala yerde tutuyorlar ve ikinci bir Filistinliyi sorguluyorlar. Onu tamamen kontrol aldıkları ve duruma hakim oldukları görünüyor.
4- ( Bu yeterli değil mi? Şimdi üzerinde bomba olmadığına emin olmak (!) için elbiselerini çıkarıyorlar. Yerde neredeyse tamamen çıplak olduğundan tamamen silahsız ve tepkisiz, üzerinde bomba olduğuna dair hiç bir işaret yok. Peki İsrail gibi(!!!) insan haklarına saygılı, demokratik (!) bir ülke ne yapar ??? Onu tutuklar mı? )
(Sizler rahat evlerinizde oturuyorken bu katliamlar Filistin'de günlük hayatın bir parçası olmaya başladı. Şimdi en azından bu dosyayı herkese gönderin, özellikle Batılı tanıdıklarınız varsa onlardan başlayın ki onlar da Filistin'de neler olduğu hakkında fikir sahibi olabilsinler....) BÜTÜN DÜNYA ASLINDA BU KATLİAMLARI BİLİYOR FAKAT KİMSE NEDEN SES ÇIKARMIYOR. DÜNYA DA BİR KÜRESELLEŞME, BİR SÖMÜRGECİLİK ADINA EMPERYALİST ÜLKELER BORULARINI ÖTTÜRÜYORLAR.
VE COCA COLA FİRMASININ REKLAM RESMİ
COCA COLA'NIN DEĞİŞİK YAHUDİ BÖLGELERİNDEKİ REKLAMI:.... Üstteki yazının tercümesi: (Were moving to a new location !!! = Artik yeni yerimize tasiniyoruz !!!) Alttaki yazının tercümesi:'COCA COLA İÇ, ISRAEL'E DESTEK OL !!!!!''' Biliyormuydunuz ? Firma karının % 50 sini İsrail Ordusuna aktarıldığını... Dünyada en çok coca cola sevenlerin müslümanlar olduğunu Belçika da Sağlık Bakanı Luc Van Den Bossche'nin Coca-cola 'nın şişe veya kutulardaki tüm ürünlerinin piyasadan çekilmesini emrettiğini... Ve Bakanlığın, Coca-Cola ürünlerini içen kişilerde ciddi zehirlenmeler görüldüğünü belirterek, Coca-Cola' nın içinde kandaki alyuvarların erimesine neden ve kansızlığa yol açan 'hemolyse' maddesinin bulunduğunu açıkladığını... YİNE AYNI NEDENLERDEN DOLAYI HİNDİSTANDA TAAMEN ,LETONYADA İSE OKULLARDA VE ÇOCUKLARA SATILMASININ YASAKLANDIĞINI......
iSRAİLİN ZULMÜNE KAYITSIZ KALDIĞIMIZ GİBİ, BÜTÜN BU GERÇEKLERE RAĞMEN COCA COLA İÇMEYE DEVAM EDECEKMİSİNİZ???