15/10/2008 - Şeytan ve Dostları........ |
ŞEYTAN VE DOSTLARI : Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Açılış konuşmasında demiş ki: Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar.. Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
Şeytan: Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..' Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır!
Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu plan başarılı mı?
ALINTI
|
| 2 Yorum Yorum yaz! Bağlantı |
12/10/2008 - imkansızdık |
| Sana dair isteklerim oluyor. Kimi zaman derin ah` larım oluyorsun bir Sezen Aksu şarkısını dinlerken. Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim. Ve biliyorum, o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam da içimde Sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin. Tabansız sevdalardan kopup Sana sığınıyorum çoğu zaman. Soluk soluğa varıyorum yanına, Anne sütüne aşık bir bebek gibi duruluyorum sonra. Git diyorum sana kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış; gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde. Ne gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim. Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın dört yanımı; ve kendim için çok geçti... Yerle bir olmuştu her şey. Olmazsa olmazlarım... ilkelerim... yargılarım... Kabullenmek zor sanıyordum; acemi ama mükemmel bir aşkı taşıyabilmeyi... Ve en az acıyla kurtulmakmış gerçekten bizi bekleyen yalnızlıktan, bir başınalığın mecburiyeti ile mucizelere umut bağlamakmış zor olan... Belli bir yerden sonra, bazı şeyleri aşmış olmanın olgunluğu ve kabullenme meziyetiyle üstesinden geliyorsun umutsuzluğunun... Yani imkansızı mümkün kılmanın zor olduğunu biliyorsun. Çünkü biliyorsun, o arada bir yol var ve bu yol uzun da olsa bir yere gidiyor. O bir susma türü sadece, o bir yaşam şekli. Ve her yalnız yaşamak ölmenin diğer yüzü. Bu yol öyle, öylece uzayıp gidiyor içimde. Seni aklıma getiren, yüreğime düşüren bu yol değil, kötü şansla başlayan bir ilkin, iyi şansı sadece. Düşüme düşüşün zamandan değil, düşlerin gafı. Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta yaralarıma yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sarıyorsun. �Belki�lerden, �ihtimal�lerden, �keşke�lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun düşler büyüterek... Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi çok uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum, bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü umut ettiğimi anlatıyorum� Şimdi, bozgun sonrası imkansız bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum, çünki dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum içimde bitmesini asla kabullenemediğim ihtimallerle. Alıntı
Deneme & Mektup
|
| yok Yorum Yorum yaz! Bağlantı |
27/9/2008 - Ne Olur Hoş Gel Bayram Gelişinle Sevindir Bizi............ |

Hoş gel hayatıma ey bayram hoşnut eyle beni. Gelirken yanında bayramı getir dağılsın kederlerim. Gelirken Rabbin hidayetini getir, nefse esaretten kurtulsun bedenim. Gelirken Rabbin Rahmetini getir, doğrulsun iki büklüm olan belim Gelirken bir tutam ihlası getir, samimiyetsizlikten arınsın ibadetlerim. Gelirken rabbimden müjdeler getir, karaya boyanmaktan kurtulsun düşlerim. Gelirken Hz. İbrahim’in imanını getir, kırılsın hatalarla dolu zincirlerim. Gelirken Hz. Hacer’in gayretini getir, kurtulsun tembellikten dağılmış iliklerim. Gelirken Hz. Eyyub’un sabrını getir, dayanmayı öğrensin acılarla dağılan yüreğim. Gelirken Rabbimden bir nurla gel, aydınlansın yitik gündüzlerim karanlık gecelerim. Gelirken hüznü kov hayatımdan, anlamını yeniden kazansın gülüşlerim. Gelirken hayatın yükünü at üzerimden, yeniden doğrulsun şu tutmayan dizlerim. Gelirken Yusuf’un gömleğini getir, Yakup olmaktan kurtulsun gözlerim özlemlerim. Gelirken tutup ellerinden sevdiklerimi getir, gülsün özlemle kan ağlayan gözlerim. Gelirken muştularla gel, umut etmeyi tekrar öğrensin yüreğim. Gelriken tut yüreğinden VEFAYI getir, yeniden gelsin vefasızlara güvenim.
Hoş gel hayatıma, hayatımıza ey bayram gelişinle sevinelim. |
| 4 Yorum Yorum yaz! Bağlantı |
10/9/2008 - Verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah'ım........... |
Acıdaki Hikmet
Verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah'ım

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
-- "Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: -- "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.
-- "Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
-- "Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım. Ama usta sadece gülümsedi ve; -- "Daha değil!" diye cevapladı beni. -- "Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
-- "Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!" Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
-- "Henüz değil!"
--"Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu:
-- Beni yakarak öldürecek" Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
-- "Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!" -- "Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve -- "Daha değil!" diyordu.
"Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
-- "Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
-- "Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim. Onun cevabı ise aynıydı: -- "Henüz değil!"
-- "Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim.
--"Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı.
-- "Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine -- "Daha değil!" diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
-- "Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
-- "Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?" Ona -- "Evet" dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve
-- "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
-- "Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin. Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın. Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın. Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı. Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu. Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
-- "Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet! Bana zarar vereceğini düşündüm. Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim. Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum. Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim… Teşekkür ederim."
* * * * * * Usta fincanı, Yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim. Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek…
Alıntı |
| 1 Yorum Yorum yaz! Bağlantı |
|
Hakkımda
Gönlüm uçmak isterken semavi ülkelere
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere
N.F.K
Kategoriler
Arkadaşlarım
Özkan Özdemir bizimada Blogcu Yardım gulpare81 gullerderya benimkendidunyam ademdoger1
|